Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Tekerrürler silsilesi

Yazının Giriş Tarihi: 12.03.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.03.2026 15:39

Oturdum, Abdülhamit’i düşünüyorum. 33 yıl… Cadı kazanının göbeğinde, hem de asıl hedef iken nispeten sakin yıllar. Şimdi diyeceksiniz ki o yılların nesi sakin? Doğru, asla sakinlikle alakası bile yok. Ama durumu şimdi, bu zamanlarda; o günün koşullarında, onca hengâmenin içinde, yaşanan onca büyük değişimin ortasında, şu anki gibi bir cadı kazanının tam merkezinde geçen 33 yıl… Böyle düşününce hakikaten nispeten sakin geçebilmesi bile mucize olan yıllar.

O zamanlarda olanları üç aşağı beş yukarı bildiğimiz hâlde bende baş ağrısı yapıyor yoğunluğu; ben hakikati düşünemiyorum mesela. Yaşamak denmez adına bunun. Çünkü sürekli koşmak, koşarken düşünmek, düşünürken hamle yapmak gibi bir şey. Durmak yok, nefeslenmek yok, yorulmak asla yok. “Ben bittim” deme hakkına sahip değilsin.

Sonra bunları düşünürken çok da yabancı gelmedi bu anlar. Sonra bir baktım, üç aşağı beş yukarı aynı ortam neredeyse. Aynı dalavereler, aynı oyunlar, aynı koşuşturmaca, aynı cehennem, aynı Ali Cengiz oyunları…

Aaa, sadece yıllar geçmiş. İnsanlar değişmiş ama düzen, kavga, savaş, alçaklık; hatta ortam bile aynı. Dedelerimizin yaşadığını biz farklı bir biçimde yaşıyoruz. Savaşma ve savunma şekilleri değişmiş sadece.

Geçen eşime dedim ki: “Ya bak, kimsede şüphe yok ki bu topraklara bir Allah’ın kulu izinsiz ayak basamaz. Öyle bir dünya yok. Kendimize güvenimiz tam ve bunu bütün dünya da biliyor. Ama düşman çok kalleş, çok çirkin, çok alçak. İnsan değil. Adam gibi savaşmaz ki bunlar. İkilik çıkartırlar, ara bozarlar, suikast yaparlar, saman altından yürütürler yapacaklarını. Bizim de bunlara açık kafamız basmıyor.”

Çok güldü… Kızdım ben de. Komik bir şey anlatmıyorum ki.

“Sen ne zaman adam gibi düşmanla savaştın ki bunca zaman?” dedi. “Düşman aynı düşman sittin senedir, ırk aynı ırk, savaş aynı savaş. Adam gibi savaşmak ne demek? Senin atalarının karşısında adam gibi savaşan düşman mı vardı?”

Şok oldum. Evet, doğru… Biz ne zaman kendimiz gibi cengâver, oyunu kuralına göre oynayan bir düşmanla karşı karşıya geldik ki? Düşman aynı düşman, amaç aynı amaç…

Bir durdum düşündüm. Oradan aklım geçmişe kaydı. Buldum Abdülhamit’i karşımda. Farkında olmadan o yılların benzerlerini yaşıyoruz biz de işte, dedim. Yüzyıl önce yaşananların aynısını yaşatmak istiyorlar yine yeniden.

İlginçtir, bir rahatlama geldi. “Ee iyi,” dedim. “Düşman aynı düşmansa biz de idmanlıyız. Hiç de soğumadık sayelerinde, boş bırakmadılar bizi. Gelmek isteyen varsa görecekleri de vardır.”

Ali Cengiz oyunlarına gelecek olursak… Ee, bu oyun da artık millî sporumuz oldu. En alasını oynamasını da biliriz. Malum, çok tekrarını gördü bu topraklar.

Topraklar derken… Geçen televizyonda Lübnan’ı gösteriyorlardı. İzlerken mest oldum. Mis gibi deniz, sıra sıra palmiye ağaçları… Havası, dokusu mercan gibi. Öyle güzel ki. Ben buraları izledikçe kendimize kızıyorum. Bize buraları çöl diye yutturabildiklerine yanıyorum.

Tüm dünya Orta Doğu’yu çöl olarak kafasında kodladı. Kimse de sorgulamadı ki: Madem çöl ise buralar, bu adamlar buralara neden saldırıyor ağızlarından salyalar çıka çıka?

Hâlbuki dünyanın en müthiş, en bereketli, en güzel toprakları. Delirmeleri bu yüzden. Kendilerinin olmadıkça çamur atmaya, yaşanmaz kılmaya, karalamaya doymayacaklar. “Madem bizim değil, size de cehennem olsun” derdindeler.

Kendilerinin sebep olduğu bu suni cehennem bir gün onları da yutacak…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.