Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Su misali...

Yazının Giriş Tarihi: 16.04.2026 06:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.04.2026 13:49

Hayat o kadar garip ki, anlayabilene aşk olsun...

Öylesine hızlı ve pervasız akıyor ki, yıllar o hıza yetişemiyor; bir zaman sonrasını da sorgulamamaya başlıyoruz. Sorgusuz sualsiz, anlamadan akıp gidiyor yıllar.

O baş döndüren hıza ayak uyduramayip zaman kavramını kaçırıyoruz, başka bir açıklaması yok bunun.
Bazı anlarda, bazı zamanlarda bir anda o hız duruveriyor ya da biz bazen zaten hızla dönen bir kasırganın içinde olduğumuzu fark ediveriyoruz. Bazı anlar, o anlar...

Hiç unutulmuyor işte. Daha geçen gün yaşadım o anı ve aklıma geldikçe gözümden yaşlar akıyor. Gerçi ağlamak da boşuna; olan olmuş, geçen geçmiş. Anlamamışım, en önemlisi görememişim...

Babam işten gelmiş, yorgun argın. Oturmuş, hoş geldin beş gittin konuşuyoruz. Tam karşısına oturmuşum, hâlini hatırını soruyorum. Öylesine konuşurken bir anda beynimden vurulmuşa döndüm. Düşünmeye bile vaktim olmadı; o kadar sarstı o an beni, çok ama çok hazırlıksız yakalandım.

Aniden yerimden fırladım. “Aaa baba!” dedim, üzerine eğilerek. “Sakalında hiç siyah kalmamış, bembeyaz sakalın ya...” dememle “bembeyaz sakalın ya...” kısmı istemsiz çatallı çıktı ağzımdan. Bunu fark edince oturdum yerime hemen, sıktım kendimi; bir daha ağzımı açamadım. Anladım ki açsam ağzımı, bir hıçkırık ile oturup hüngür hüngür ağlayacağım.

Onu durdurdum ama gözlerim dolmuştu çoktan ve herkes gördü bunu.

Annem, “Yeni mi görüyorsun, ne zamandır böyle ya zaten?” dedi. Daha fazla kötü oldum, zor zapt ediyorum kendimi. Babamdan çevirdim kafamı anında.

Annem yine bu sefer gülerek, “Noldu, ağlayacak mısın yoksa, gözlerin doldu?” dedi. Gülümsemeye çalışarak, “Yok yaa...” çıktı ağzımdan ama farkındayım ki yüzüm gözüm kaydı; “yok ya” desem ne fayda...

Sonra babam, “Ben de babamın ilk bembeyaz sakalını gördüğümde çok kötü olup öbür odaya kaçıp çok ağlamıştım,” dedi. Öyle deyince bu sefer babama baktım; onun da gözleri dolu dolu, buruk bir gülümseme ile bana bakıyor...

“İnsan anlamıyor hayat koşuşturmasında ama bir anda fark edince de kahroluyor, içi gidiyor insanın,” dedi. Sonra gülerek, “Babama mı benzedim yani ben de?” dedi.

Belki de hayatımın ilk başarılı kendini tutma anıydı bu an benim için. Akmadı gözyaşım, tutmayı başardım ama bir kelime dahi çıkmadı ağzımdan bir daha; sustum.

Sonra karıştı araya, unuttuk gitti yine...

Aradan iki gün daha geçti. Gece yarısı olmuş, çocuklar uyumuş. Koltukta uzanırken bir anda aklıma geldi. Fırladım bir anda, eşime dedim ki: “Biliyor musun, babamın sakalında hiç siyah kalmamış,” dedim.
“Ve ben daha yeni fark ediyorum bunu,” dedim ve başladım ağlamaya. Hem anlatıyorum olayı hem yaşlar akıyor şıp şıp. Gittim öbür odaya, adam akıllı ağladım; döktüm içimi.

Hayatın koşuşturmacasından gözümüzün önünde akıp giden zamanı yakalayamıyoruz. Sonra bir an dank ediyor ama çoktan olan olmuş, geçen geçmiş oluyor. Aynı şey kendimde de oluyor mesela. Bazı anlar oluyor, kendime donuklaşıyorum: “Ben bu yaşa ne ara geldim... Benim çocuğum ne ara bu yaşta oldu... Seneler ne ara bu kadar hızlı geçti... Ben çabucak büyüsünler diye dualar ederken şimdi büyüdüler diye oturup ağlıyorum... Benim mesela 22 senelik dostlarım var... 22 senelik...”

Ne ara oldu tüm bunlar ve babam neden bu kadar hızlı yaşlandı...

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.