Şu an her anlamda bir soğuma geldi insanımıza, farkında mısınız? Ülkesini kötüleyene, siyasetin ta kendisine, insanını kötüleyene, gelmişini geçmişini, bugüne kadar olan olmayan ne varsa hepsinden rahatsız olana; şu anki insanımızdan da duruşumuzdan da tavrımızdan da bizi biz yapan ne varsa rahatsız olan herkesten bir anda bu millete bir soğuma geldi.
Sessizlik hâkim insanlarda. Ödül desen değil, ceza desen değil; sanki bir ara gibi, bir düşünme arası, bir ölçüp tartma arası gibi. Anlamaya çalışıyoruz bazı şeyleri. Ters giden bir şeyler sezdik. Bir şeylerde yanlışlık var, bunu fark ettik. Sanki bugüne kadar hep bir yanlışın içindeymişiz de uyanmışız gibi, bir silkelenmişiz gibi bir his var etrafımda.
Bir anda çat diye kesildi; ip kesermişçesine. Bir anda siyaseti bıraktı millet, konuşmayı bıraktı, anlatmayı bıraktı, anlamayı bıraktı. “Ne oldu ya bunlara, ne yapıyorlar?” demeyi bıraktı. Siyasetin “s”si yok halk arasında. Sanki bile isteye, itinayla kaçılıyor gibi.
Şu an her türlü negatif düşünceden kaçma eğilimi oluştu insanımızda. Bulunduğumuz yeri sevmediğimizi fark ettik. Bulunduğumuz konumu hak etmediğimizi fark ettik. Bir yerde bir şeylerin ciddi şekilde sıkıntılı olduğunu fark ettik. Gidişattan, bir anda millet olarak rahatsız olduğumuzu anladık ve bir sessizlik çöktü.
Aslında sevdim ben bunu; bu düşünme hâlini, bu geri çekilme refleksini sevdim. Çünkü daha önce böyle bir reaksiyon göstermemişti bu millet. Daha önce yaşanmadı mı böyle şeyler? Alasını yaşadık. Neler gördük, neler geçirdik. Ama bu sefer tepkimiz farklı oldu nedense. Bu da bende farklı bir etki yaptı. Ummadığım bir şeyle karşılaştığım için şaşkınlık oldu. Beklemiyordum; hele böyle keskin bir sessizliği hiç beklemiyordum.
Komple nötrlük hâli hiç olmamıştı bizde.
Şu an etrafımda belki de ilk defa siyasetle ilgili kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Ne yalan söyleyeyim, bu bana da iyi geldi. Meğer bayağı bayağı ihtiyacımız varmış bu görmemezliğe, duymamazlığa, anlamamazlığa. Ciddi manada acayip sıkılmışız bu kadar duyarsızlıktan, umarsızlıktan.
Her daim siyasetle işi olmayan, ilgilenmeyen, haberi dahi olmayan, gereksinim duymayan milletlere özenmişimdir. Bana göre refah seviyesini gösteren en belirgin özellikti bu.
Bizde refah kelimesinin esamesi bile okunmuyor. Hatta tam anlamıyla ne olduğunu dahi bildiğimizi düşünmüyorum. Çünkü halk olarak, çoluk çocuk, siyaset denen illetin tam göbeğinde duruyoruz.
Bunu anlamamız bugüne kısmetmiş meğer.
İçinde bulunduğumuz aşağılık kompleksinden de acayip sıkılıp bunaldığımızı; aslında gerçeklerin hiç de bize lanse edildiği gibi aşağılık hissiyle yaşamaya mahkûm edecek bir durum olmadığını, gerçeklerin çok farklı ve bambaşka olduğunu anlamaya başladığımız yerdeyiz.
Bu millet ilk defa tarihe belki de bambaşka gözlerle yeniden bakmaya başladı diyebilirim.
“Her şerde hayır vardır.” sözünün tam göbeğinde duruyoruz ve yaşıyoruz hepimiz.
Özellikle gençlerde oldu bu kıpırdanma ilk. Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama yavaş yavaş eğlence anlayışlarını değiştirmeye başladılar. Sebepsiz gibi görünen bir davranışla, sonra sağlık için diyerek alkolü azaltmaya başladılar önce yavaş yavaş. Sonra başıboş düşünce yapısının aslında kendilerine zarar verdiğini, boşluk hissinin bir şekilde doldurulması gerektiğini düşünüp, aslında her insanın bu dünya için bir amacı olduğunu söyleyerek daha mütevazı yaşamaya başladılar.
Allah lafzı hiç olmadığı kadar anılmaya başlandı. Hâlbuki daha düne kadar onlar için bir utanç kaynağı gibi bir şeydi. İnançsızlık modası vardı çünkü. Şimdi inancı olmayana değişik gözüyle bakmaya başladılar. Gencecik futbolcularımız dâhil, dedeleri gibi davranmaya; onlar gibi oturup kalkmaya, hâl ve hareketlerini onlar gibi yapmaya, ağızlarından duaları eksik etmemeye başladılar.
Sonra bu ağzı dualı furyaya oyuncular da katıldı.
Şu an “huzuru aramak” en büyük moda oldu.
Şikâyetçi miyim? Asla.
Şer gibi görünende hayır görünce gözlerim doluyor benim.
Özümüzü silemediler, başaramadılar ve başaramayacaklar da...