Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Renkler, zevkler ve hayat

Yazının Giriş Tarihi: 22.11.2025 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.11.2025 16:03

Ara ara, gerçekten yaş aldığımı çok keskin bir şekilde fark ediyorum.

Kendimi her şeyden haberdar sanırdım… Sanırmışım yani. Ama bazen öyle anlar geliyor ki, şu anda olup bitenden tamamen bihaber bir hayat sürdüğümü anlıyorum.

Mesela bir ortamda özellikle yeni neslin olduğu bir yerde markalardan konuşuluyor; bahsettikleri markaları, modaları, mekanları, şu an revaçta olan trendleri hatta şarkıları bile bilmiyorum.

İnsan şarkıları nasıl bilmez, değil mi? Hele ki benim gibi müzik meraklısı biri için bunun imkânsız olduğunu düşünürdüm. Ama değilmiş…

Artık fark ediyorum ki, yeni modaya, trendlere dair neredeyse hiçbir şey bilmiyormuşum. Hatta “yeni” bile değil; şu an gündemde olan hiçbir şeye hâkim değilmişim.

Oysa ben her zaman hayatın her alanına merakı olan biriydim. Alakalı–alakasız her şeyi bilmek, öğrenmek benim için bir zevkti. Hatta bazen bana takılırlardı; “Bu bilgiyi neden beyninde saklıyorsun?” diye. Çünkü bahsettikleri şey çoğu zaman benim tarzıma, zevkime veya bakış açıma uymayan şeyler olurdu. Ben de her seferinde şöyle derdim:
“Bu farklılık, benim o şeyi öğrenmeme engel değil. Merak ettim, baktım, araştırdım, öğrendim. Ne var bunda?”

Hâlâ aynı olduğumu sanıyordum oysa. Hep derler ya, yaş ilerleyince insan bir şeylere yetişemez diye… Bana komik gelirdi. “Bu tamamen ilgi, alaka ve merak meselesi” derdim. Meğer öyle değilmiş.

Son zamanlarda fark ediyorum ki, kalabalık sohbetlerin arasında bir bakıyorum; bir şeylerden tamamen bihaberim. Ondan haberim yok, bunu duymamışım, şunu kaçırmışım… Hatta bazen hiç ruhum bile duymamış.

Önce bir şaşkınlık yaşıyorum, çünkü hâlâ insanlar bana “Sen bilirsin” diye geliyor. Ama bir bakıyorlar… bilmiyorum.

Sonra karşılıklı olarak birbirimize şaşırıyoruz.

İşin ilginç yanı, artık içimden öğrenmek de gelmiyor. Fark ettim ki hep geriye gitmek istiyorum. İleriye dair bütün merakım içimde yavaş yavaş kaybolmuş. Modada da, müzikte de, insan ilişkilerinde de, hayat tarzında da… Hep geriye, daha geriye, en geriye dönesim var.

Bu yaşta meğer gelecekle ilgili heyecanım tükenmiş. Yeni olan hiçbir şey dikkatimi bile cezbetmiyor. Neden böyle olduğunu bilmiyorum; sanırım yeniyi biraz karmaşık, fazla sade, haddinden fazla düz ve özensiz buluyorum. Eskiyi ise… o özeni, sevgiyi, kibarlığı, asaleti ve kelimelerin adeta dans ettiği hâli seviyorum.

Ben ki türküleri ağır bulan, yavaş bulan biriydim; şimdi elim sürekli türkülere gidiyor. Bir an sonra kendimi fark ediyorum ve “Ne oldu bana böyle, iyice anneme döndüm” diyorum. Sonra günümüz müziklerine geçiyorum; en fazla beş dakika dayanabiliyorum. Ardından “Aman boşver” deyip kapatıyorum müziği.

Şimdi fark ediyorum ki, annemin bildiği ne varsa ben de üç aşağı beş yukarı biliyorum artık.

Artık bütün ev halkı olarak ortak bir zevkte buluştuk; herkes aynı şeylerden hoşlanır hâle geldi. Bu durumdan en çok memnun olan ise annem. Onun repertuarı geniş tabii, biz de nasipleniyoruz artık.

Açıkçası şikâyetçi değilim, hatta bu hâl beni oldukça memnun etti. Çünkü arada büyük bir uçurum var. Şimdikinin her şeyi öyle boş, öyle içi dolmamış ki…

Neden bu kadar yozlaştık, nasıl bu hâle geldik bilmiyorum ama artık “zevk” diye bir şey kalmadı. Her şey herkesin birbirinin kopyası, benzeri ya da tamamen aynısı. Moda boş, müzik boş, mimari boş, insanların içi boş…

Hayat sanki şimdinin modası gibi tek renge büründü; bej gibi, çakıl taşı gibi, gri gibi…

Soluk, renksiz, şekilsiz, ruhsuz, hikâyesiz…

Boş. Bomboş.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.