Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

'Öz'e dönüş meselesi

Yazının Giriş Tarihi: 18.04.2026 06:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.04.2026 14:24

Öyle bir korku salındı ki içimize. İki günde zibilyon tane taş yığdılar göğsümüze sanki.
Her adım başı aynı konu, aynı korku, aynı telaş, aynı “acaba”lar, aynı üzüntü…
Her kafadan bir ses çıkıyor; herkes kendince bir şeyler söylüyor, çözüm yolları aranıyor, her uzman kendi alanında uyarılar yapıyor. Hepimiz aynı anda konuşuyoruz ama sanki kimse kimseyi duymuyor gibi. Sadece afallamış hâlde, ne yapacağımızı bilemez şekilde geziniyoruz.

Çözüm yolları arıyoruz deli gibi, başladık…

Ama içten içe hepimiz biliyoruz bu durumun nedenini; hadi itiraf edelim…
Kabullenmek çok zor, farkındayım. Çünkü bunu reddetmek için neler neler feda ettik, nasıl çabaladık. Ömürlerimiz gitti bu uğurda. Başardık da… ama umduğumuz gibi gitmedi; hatta beterin beteri oldu. Hadi şimdi çıkalım bakalım işin içinden. Dünkü mesele değil ki; böyle koskoca nesiller yetiştirdik biz…

Nasıl değişecek iki günde? Hadi düşünelim. Tamam, düşünelim: 100 yıldır uğraşılan şey iki günde nasıl değişir? Hadi bulalım… Keşke bulabilsek, keşke…

Biz, kendi benliğinden, atasından, töresinden, geleneğinden, hatta özellikle dininden, en önemlisi geçmişinden bağımsız nesiller inşa ettik ellerimizle; büyük bir zevkle.
Bunu modernlik, Avrupailik, gelişmişlik, ilericilik, hatta abartalım laiklik diyerek yaptık. “Devrim” yaptık kısacası…
Biz baştan inşa ettik her şeyi, sil baştan…
Ama başı sonu belli olmayan bir baş…
Baş mıydı, son muydu? Bunu şimdi tartışabiliriz ancak.

Şimdi herkes deli gibi önlem almaya çalışıyor. Bundan sonra ona yasak, buna yasak…
Eee, sonrası? Nereye kadar?

Yasak nedir, biliyor mu ki bu çocuklar?
Biz öğrettik mi bugüne kadar onlara bunu?
Yeni nesil; ayıp, günah, kötü, iyi, olur, olmaz biliyor mu, ayırt edebiliyor mu? Asla onların suçu değil; onları kimse suçlayamaz. Ağaç kovuğunda büyümedi onlar; onları biz büyüttük, kendi ellerimizle.

Kendi mis gibi töremizden ne istedik mesela biz, neyi batmıştı ki bize? Güzellikler vadeden dinimizden ne istedik?
Peki, bizi biz yapan atamızdan ne istedik?

Hee, Avrupai olmak istedik, doğru…
Evet, gördük onları da. Bu sefer hiçbir örtü kapatamadı pisliklerini o idol saydıklarımızın, kendimize varılacak yol diye seçtiklerimizin kirli çamaşırlarını. Hepimiz ağzımız bir karış açık izledik, dinledik ve anladık da… ama geç kalmıştık.

Bu sene bu millet için milat oldu; acı bir milat ne yazık ki… Boşa giden onca yıl da değil, koskoca bir asır, koskoca güzelim bir nesil… Hâlimiz öyle acıklı ki oturup ağlasak da rahatlasak; ama neye fayda…

Rahat, özgüvenli, ne istediğini bilen, birey olabilmiş, kendini bilen, modern ve açık görüşlü, kuralları kendi koyan, ne istediğine kendi karar veren, en önemlisi bizim gibi olmayan, göğsümüzü kabartacak çocuklar yetiştirmek istedik. Evet, içlerinden biri tuttu: “Bizim gibi olmayan” kısmında doğru yapmışız ne yaptıysak.

Donanımlı çocuklar yetiştirmek istedik aslında ama anlayamadık; adı vardı sadece, bomboş bir “donanım”dı bu. Küçümsediğimiz, istemediğimiz, gericilik diye suçladığımız o eski nesil kaidelerin, kuralların nasıl bir donanım olduğunu daha yeni anlıyoruz.

Bir şey daha anlıyoruz ki tüm bunlar Avrupa’nın bize pazarladığı altın kadehte bir zehirmiş.
Onlar bize bu sistemi ballandırırken, o sırada kendileri Osmanlı’nın Enderun sistemini benimsiyorlarmış meğer.

İngiltere’nin en prestijli okullarında tam bir askerî nizam vardır mesela bugün. Dünyaya, özellikle ülkelerine lider yetiştirirler özenle.
“Kurallar” vardır mesela, keskin mi keskin. Din vardır; saygı duyulması ve uyulması gereken. Görgü vardır. En önemlisi, tarihine muhakkak kalpten bağlılık vardır…

Bizi bir bataklığa özendirirken kendileri tarihten ders çıkarıp olması gerekeni, “öz”lerine dönmüşler…
Çözüm de tam burada başlar…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.