Önüm, arkam, sağım, solum Masumiyet Müzesi...
Kitabını okumadım çünkü asla sevmem Orhan Pamuk’u. Hiç sevmedim, sevemedim ve yine neden sevmediğimi teyit etmiş oldum. Filmi merak etmiyor muyum? Evet, çok ediyorum. Çünkü gözüme gözüme soktular, sağ olsunlar. Dönem işlerine ayrı bir ilgim var; üstüne bir de daha önce tanınmamış oyuncu izleme açlığımız da var. Malum, bu yapım da beni cezbetmiş bulundu. Ve ilk dikkatimi çeken kostümleri oldu. Bu dönem kostümü giydirme işinde hakikaten iyiyiz. Özellikle Orhan Pamuk’a yapılan eleştirilere, verilen spoiler’a rağmen izleme niyetim vardı.
Ama yine Orhan Bey rahat durmadı ve kendini ele veren röportajlar vermeye devam ediyor. Artık bütün dünya ile birlikte hepimiz biliyoruz Nobel’in kimlerin elinden çıktığını...
Bu konuda hepimiz aynı fikirdeyiz diye düşünüyorum şu saatten sonra. Çünkü her şey apaçık, ayan beyan ortada.
Bakın, başka hiçbir millette yoktur bu kadar kendini, olduğu toprakları, insanlarını, kültürünü aşağılama yarışına girme hevesi.
Elin İngiliz’i bile öyle sever ki kendini, geçmişini, tarihini, soyunu sopunu; onca kana, vahşete, dehşete, utanılacak onca şeye rağmen bunu görmezden gelir ve ne olursa olsun iyisiyle kötüsüyle sahip çıkar, hem de büyük bir zevkle. Bunu da her defasında özene bezene süsleyerek gözümüze gözümüze sokar. Fransa farklı mı peki? Asla. Belki İngiliz’i bile sollar bu konuda.
Fareli şehirlerini, teneke yığınından ibaret bir kuleyi, zamanında kan gölü olmuş sokaklarını, kast sisteminin, insan ayrımcılığının en güzel örneği olan mimarisini biz bile benimsedik. Her yerimiz Fransız balkon...
Affedersiniz, artık dışkı kokusundan durulamayacak kadar kokan, uğruna parfümün basmamak için ise topuklu ayakkabının keşfedildiği; israfın, dengesizliğin, adına neden tuvalet dendiğini artık hepimizin öğrendiği o devasa elbiselerini, aşırıya kaçan şatafatlı saraylarını bile sevdirdiler bize. Bundan ilerisi mi var? Fransız, İngiliz dönem dizilerini, filmlerini ağzımız açık izliyoruz; onca pisliğini bilmemize rağmen hepimiz seviyoruz.
Peki neden? Çünkü en başta adam kendisini seviyor; kendisine, geçmişine, özüne hayran. Hâliyle seni de hayran ediyor.
Kendini seveni sen de seversin otomatik olarak.
Bu anlattıklarım artık geçmiş tarih. Peki bugünkü tarihleri farklı mı? Asla! Tüm dünya şahit oldu ne kadar karanlık ve sapkın olduklarına. Bizim aklımızın dahi almayacağı, basmayacağı pislikleri yapabilecek kadar sapkın fikirliler.
Buna rağmen, bunca olaya rağmen hâlâ bazıları bu devasa, ak pak kültürü ve sözde kendi insanını üç beş pislik kendini bilmez yüzünden kötüleme derdinde. Suç bastırıyor sanki... “Sanki”si fazla.
Kendimize bakmalıymışız da başkasını eleştiremezmişiz. Bir kere Trump’ı neden eleştirsinmiş mesela burada onca olan şey varken? Haklı da kendi çapında; onun Trump’ı eleştirmeye acaba gücü yeter mi? Öyle bir yüreği, cesareti var mı?
Eğer ki bunca ortaya çıkan rezaleti, ortağı olduğumuz coğrafyanın insanları yapmaya cesaret etmiş olsaydı...
Eleştirinin kitabını hem de büyük bir zevkle baştan yazardı Orhan Pamuk Bey.
Ama onlar yapınca üç maymuna devam...
Yemez çünkü...