Bir yorum çok canımı yaktı.
29 Ekim gösterileri kapsamında İzmir’de bir okulda yapılan dans gösterisi videosunun altına yazılmış bir yorum bu.
Bir Yunan vatandaşının kendi düşüncesi: “Bize benzemek istiyorlar :)”
Cumhuriyet ilan edileli 102 yıl oldu. Tam bir asır… Dile kolay.
Hâlâ Cumhuriyet’i bir vals gösterisiyle kutluyoruz. Asıl acısı da, hâlâ Cumhuriyet’i bu sanmamız.
Gelişmeyi, ilerlemeyi, “muasır medeniyetler seviyesini”, sözde batılılaşmayı, sözde modernleşmeyi hâlâ bununla özdeşleştiriyoruz.
Gururla, göğsümüz kabara kabara, zevk alarak üstelik, dans ede ede “Yaşasın Cumhuriyet!” diyoruz.
Sonra elin Yunan’ı kalkıyor, bu yorumu yapıyor.
Hani şu İzmir’de denize döktüğümüz Yunan’ın torunu.
Hani gururla anlattığımız, her detayında göğsümüzün kabardığı, büyük bir başarı saydığımız, hâlâ canlandırmalarını yaptığımız o Yunan… Evet, o işte.
Sinirlerim bozuldu.
100 yıl…
Ağlamak serbest mi? Biraz ağlayasım geldi kendimize.
Sanırım kimlik kavgamızı hiç bu kadar derinden hissetmemiştim.
Hep vardı; bilirdim, görürdüm, hissederdim. Ama bu biraz ağır geldi.
Aslında bu yaşıma kadar kendimce görmezden geldim, itiraf ediyorum. Çünkü bir umudum vardı bir şeylere…
Sanırım onu da kaybettim bu yorumla birlikte.
“100 yıl” kafama takıldı ve mahvetti beni.
Büyük bir derdimiz var içimizde, kendimizle ilgili.
Sevmiyoruz kendimizi, hadi itiraf edelim.
Mutsuzuz biz olmaktan.
O kadar mutsuzuz ki, her an, her saniye kurtulmak, sıyrılmak için yoğun çaba sarf ediyoruz.
Hep bir kanıtlama peşindeyiz:
“Biz Ortadoğulu değiliz!”
“Bakın, biz sizin gibiyiz. Sizden birileri gibiyiz. Yabancı değiliz. Hatta sizden daha Avrupalıyız.”
Bakın ve görün!
Gördüler… Rahat edebiliriz sanırım artık.
Ama ben pek bir rahatlama hissi duymadım, onu söyleyeyim.
Evet, bana bir his verdi ama bu rahatsızlık hissiydi.
Ve eminim, bu yorumu gören herkes de benim gibi hissetmiştir.
Çünkü bu bambaşka bir şey. Biz böyle düşünmemiştik.
Aslında ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi biz de bilmiyoruz.
Sadece kendimizi sevmiyoruz, o kadar.
Bu yorumdan sonra bunu iliklerime kadar hissettim.
Biz yıllardır kendimizi beğendirme, kanıtlama derdiyle uğraşırken alaya alınacağımızı hiç tahmin etmedik — hadi kabul edelim.
Biz bambaşka şeyler hayal ettik.
Alaya alınmak aklımızın ucundan bile geçmedi.
Biz sadece, “Bizi görecekler, kabul edecekler, takdir edecekler ve kendilerinden sayacaklar,” sandık.
Ama onlar her fırsatta bizi asla kendilerinden görmeyeceklerini açıkça belli ettiler, hep söylediler.
Aslında suç onların değil; bizim.
Anlamayan bizdik.
Anlamak istemeyen…