Almanya’da çekilen bir filmden bahsediyoruz, altı üstü. Türk-Alman ortak yapımı ve bir festivalde yarışacak bir film. Dünyada bunun gibi pek çok örnek var; aslında gayet olağan ve her daim olan bir durum. Ama bizde adeta bomba etkisi yarattı. Neden? Çünkü bu sefer işler farklı gitti ve biz buna alışık olmadığımız için hepimize garip geldi.
Filmin başrol oyuncularından Özgü Namal’a bir soru soruldu. Tahmin edersiniz ki bu soru art niyetliydi. Alışkınız, öyle olmasını bekliyorduk. Ama devamı hiç de alışık olduğumuz gibi gitmedi. Özgü Namal, soruyu hanım hanımcık bir şekilde ustalıkla çevirdi ve soranı mahcup ederek, gerektiği gibi yanıtladı. İstediklerini alamadılar; hatta tam tersi oldu.
Hem mahcup etti, hem ağızlarının payını verdi, hem hakkını savundu, hem de ülkesini…
Bünye alışık değil, ülke ayağa kalktı. Ben de oturup ülkenin ayağa kalkmasına şaşırdım. Millet Özgü Namal’a şaşırdı, ben de hepimize. Meğer biz içten içe ülkesini eleştirenlere ne kadar içerliyormuşuz. Hepimiz, hem de herkes, bu konuda hemfikirmişiz; en çok buna şaşırdım. Beklediğim bir tepki değildi. Ben, Özgü Hanım övgü aldı diye tepki çekebilir diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Tüm ülke aynı anda ortak bir noktada buluştu.
Demek ki herkes, uluslararası herhangi bir etkinlikte küçük düşürülmekten veya kötü anılmaktan aşırı rahatsızmış. Bu iyiye işaret.
Özgü Namal da şaşkın. “Bir şey yapmadım ki, ne bileyim, olması gerekeni söyledim sadece…” diyor. Olay aslında bu kadar basit.
Şimdi, ülkesini yerden yere vurmanın bir marifet olduğunu düşünenlerin işleri daha zor. Bu ülke, samimiyeti yüzünden Merve Dizdar’ı çok sevmişti, ama o sevgiyi elinin tersiyle itti. Millet de bunu fark etti; sevgiye layık olmayan kişi ortaya çıkmış oldu. Sessiz bir “siliş” gerçekleşti, farkında bile olmadan.
Şu an Hadise de kendini sessizce geri çekmeye çalışıyor. Hâlâ kendi ağzıyla kendini aşağılamanın erdem olduğunu, bir yaranma yöntemi olduğunu düşünenleri sanatçı yapıyoruz ya… Kabahatin en büyüğü bizde.
Yıllarca buna maruz kaldı bu millet. Meğer ne çok bıkmış, içten içe ne kadar kin beslemişiz. Nihayet bir babayiğit çıktı da kendimizi gördük. Özgü Namal, hali hazırda sevilen bir isimdi ama şimdi gizli kahraman olarak herkesin gözünde yer aldı. Kadın da şaşkın…
Kendi de istemeden, gizli gizli kanayan yaralarımıza dokunmuş oldu. Ne kanayan yaramızın farkındaydık, ne de övülmeye ve desteklenmeye bu kadar ihtiyaç duyduğumuzun.
Meğer beklentilerimiz ve isteklerimiz değişmiş. O kadar keskin bir değişim olmuş ki, Hadise bir gün içinde geri adım atmak zorunda kaldı. Öyle bir tepki geldi ki, gördüğü UNICEF elçiliğinden bile feragat etmek zorunda kaldı.
Ben şahsen bu mükemmel aydınlanmadan çok memnun oldum. Kendimize saygı duymayı ve bunu duyurmayı artık öğrenmemiz gerekiyordu. Sadece Özgü Namal fitili ateşleyen oldu; istemsizce…