İnsan yaş aldıkça, görüş açısı genişledikçe, daha fazla insan ile muhatap oldukça, sorumluluklarla beraber gelen o farkındalığı mecbur yüklenince, insan ilişkileri konusunda bambaşka bir boyuta ışınlanıyorsun adeta. Veya bilmiyorum bana öyle oldu.
Her gün yeni bir şey görüp yeni bir şey öğreniyorum. Daha önce deneyimlemediğim fikirlerle davranışlarla karşılaşıyorum. Farklı farklı insan profilleri ile karşı karşıya geliyorum. Afallamadım desem yalan olur.
Zannediyordum ki herkes benim gibi. Ben nasılım peki? Ortada bir insan işte. Çoğu zaman gayet makul, her ortama giren, ayak uyduran uyum sağlayan, yeri geldi mi konuşan gelmedi mi susan, sınırını bilen (her anlamda), gayet sabırlı (çoğu şeyde), her anlamda orta yolu bulmaya uğraşan normal bir vatandaş. Hatta empati seviyesi yüksek bir vatandaş, bir anne.
Ama gördüm ki çok başka bambaşka insan şekilleri var hayatta, hatta etrafımda. Daha önce de vardı muhtemelen ama ilgim dışında kalan veya beni bağlamayan şeylere pek göz atmadığımdan sanırım dikkatimi çekmemiş olacak.
Şu sıralar biraz enteresan insan profilleri deneyimleme fırsatım oldu da ağzım açık dolaşıyorum şaşkınlıktan. Aklımın almadığı anlardan birilerini yaşıyorum.
Gerçekten hayat sürprizler ve acayipliklerle dolu bir yer.
Bana göre mantıksız gelen bir şey veya benim akıl çerçeveme uymayan bir şey başkasına çok mantıklı ve akıl işi gelebiliyormuş. Halbuki o sırada ben kendimi gayet her ihtimale her anlama açık bir insan sayarken hem de.
Bugüne kadar şöyle düşünüyordum.
"Gayet açık görüşlüyüm. Empati kurarak, düşünerek, her olayı, her adımı anlamlandırabilirim, herkesi anlayabilirim. Benim öyle bir gücüm, sabrım ve inancım var..."
Ama yokmuş... Bambaşka düşüncelerde, kafalarda insanlar varmış ve asla mantık arayamayacağın düşüncelerde varmış ve bunlarla uğraşamazmışsın da üstelik.
Bunları yakinen deneyimleyip burnumun dibinde de görünce bana bir yorgunluk geldi ve bu yorgunluk beni insanlardan soğutuyor. Beni daha az neşeli, daha az konuşan, daha az muhatap olan, daha sakin, daha mesafeli bir insana dönüştürüyor ama bundan hoşlanmıyorum açıkçası. O eski neşeli, fıkır fıkır, capcanlı, sabırlı ve anlayışlı kişiliğimi özlüyorum. Bu yorgunluk halini hiç sevemedim ama istemeden bir yaştan ve bazı tecrübelerden sonra istemeden geliyor insana sanırım bu güncelleme.
Artık insanları anlayamadığım için çok da yaklaşamıyorum. Hep bir mesafe koyma gereksinimi duyuyorum istemsiz. Daha az gülen, daha az konuşan, daha çok tahlil eden, daha çok inceleyen biri olduğumu hissediyorum ve yabancılaşıyorum kendime. Çünkü bu halime alışık değilim. Çünkü ben düşünerek hareket eden biri hiç olmadım. Neyin doğru olduğuna inanmışsam öyle hareket ettim ve öyle yaşadım. Ama bir baktım herkes birbirine karşı gayet planlı programlı ve temkinli. Hep bir gard almış karşısındakine. Bana çok yabancı şeyler bunlar. Ama maalesef bende yaşaya yaşaya öğreniyorum. Toslamamaya gayret ediyorum şu saatten sonra. Çünkü yaşayarak öğrenmek başka çarpa çarpa öğrenmek başka şey.
Ve insanlar acımasız...