Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Hayallerimiz ve geçmiş...

Yazının Giriş Tarihi: 12.02.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.02.2026 13:56

Nasıl olacak şimdi? O kadar seviyorduk onları; hayrandık her hallerine, imreniyorduk, gizli gizli iç çekiyorduk: “Neden onlardan biri olarak doğmadık ki?” Hayallerimiz, hedeflerimiz, amaçlarımız vardı. Biz bunca zaman onlar gibi olamadıysak, çocuklarımız, nesillerimiz olacaktı; bizden sonrakileri öyle yetiştirecektik. Geçmişimizi bir çırpıda silecek, ellerimizle yepyeni, onlara benzeyen sayfalar yazacaktık.

Hatırlayalım neler göze aldık bunun için; neler yapılmadı bu ülkede bu emel uğruna. Kendimizden vazgeçtik, isteyerek, özümüzden sıyrılmak için kendimizi tanımıyormuş gibi yaptık yıllarca. Bizi biz yapan ne varsa sildik, attık, hiç düşünmeden. Arada hatırlatmak isteyenler çıktı; yok ettik onları büyük bir hınçla. Utandık her benliğimizden, bizi ele veren ne varsa yakıp yıkmak istedik. Hiç barışık olmadık, kendimize dönüp bakmadık. Çoğu zaman kendimize kızdık; aynaya bakıp “Neden özüne benzemiyorsun?” diye hayıflandık.

Hayatın her detayını dizayn etmeye kalmıştık; bize ait ne varsa birer birer sildik. Arada kaynayanlar oldu, tabii—o kaynayanlara bile tahammül edemedik. Ama dizayn işini başardık; hayatın her anında değişiklik yaptık hevesle. Öyle hoşumuza gitti, öyle sevdik ki, bize benzemeyen bizi... Gurur duyduk eserimizle, yıllarımızı alsa da dert etmedik; yeter ki azıcık da olsa benzeyebilelim. Ve başardık da: adım atmamız bile değişti, oturuşumuz, kalkışımız, düşüncemiz, fikrimiz, eğlencemiz, hüznümüz… Ne varsa.

Evet, başarmıştık: kendimizi unutmayı, özümüzü gözümüzde silmeyi, onlar gibi yaşamayı.

Ama çok önemli bir detayı unutmuştuk: kendimizle uğraşmaktan. Unutan sadece bizdik. Bizden başka hiç kimse bizi unutmadı. Her fırsatta da bunu belli ettiler; ama görmemeyi, anlamamayı seçtik. Onlar bize nefretini kusarken, biz de onlarla beraber kendimize nefret kusuyorduk. Bize göre baktığımızda aynı taraftaydık.

Ama hiç de bizim düşündüğümüz gibi olmadı. Sadece biz ipuçlarını kaçırdık; çok işimiz vardı, kendi benliğimizi siliyorduk o arada. Ara ara bazı insanlar çıktı, uyandırmaya çalıştılar bizi; gerçekleri yüzümüze çarptılar. Ama onları ağızlarını açtıklarına pişman ettik tabii. Komplo dedik, hayalperestler dedik, kıskanıyorlar dedik. “Hiç öyle şeyler mümkün olabilir mi?” dedik, “Medeniyetin beşiği onlar, biz kimiz ki?” dedik. “Asıl insanlık, asıl hayat, asıl düşünce onlar ve onlar gibi olanlarda” dedik.

Sonra gün bugüne geldi. Bunca zaman çıkıp gerçeği söylemek isteyenleri susturan biz, bu sefer kendi ağızlarından dinledik; aslında içten içe bildiğimiz ama inkar ettiğimiz gerçeği.

İnsanın hayallerinin yıkılması nasıl zordur, hepimiz biliriz. Ya da hayal ettiğimiz kişinin, aslında hiç de hayal ettiğimiz gibi biri çıkmaması… Şimdi dünya şokta zaten, ama biz… mahvolduk. Bunca yıl, bunca emek, bunca hayal, bunca çaba boşa gitti.

Meğer hepsi yalanmış, hepsi boşmuş, hepsi palavraymış. Şimdi gerçek ile yaptığımız şey arasında sıkışıp kaldık. Gerçekler çok acı geldi, ama asıl canımızı yakan kendi yaptıklarımız oldu. Hadi itiraf edelim: bunca zaman yazık ettik kendimize.

Bu kansızlar için giden nesiller, heba olan zaman, hesabını asla vermeyeceğimiz günahlar, zamanı gelince yüzlerine bakamayacağımız atalarımız… Hala geç değil, ama toparlanmak zaman alacak galiba.

Geçmişin izlerini silmek için çok uğraştık çünkü geri dönüş için yoğun çaba gerekli. Çok şey unuttuk; tekrar eski benliğimizi, asil geçmişimizi aramak, anlamak, yanlışlarımızı kabul etmek ve en önemlisi özür dilemek zorundayız.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.