İstesek de istemesek de şu an dünyada belki de savaşın tesirini en az hisseden ülkelerden olsak da (biz ve dünya hâlâ buna şaşkınız çünkü imkansıza yakın bir ihtimal bu durum) sarsılmadık, etkilenmedik değil. Goygoya vurduğumuza bakılmasın, biz kriz anlarında işi şakaya vururuz; yoksa işler bizim için daha da karmaşık hale gelebilir, bunun farkındayız.
Şu an bir şeyin daha farkındayız ki bu, goygoya vurulamayacak kadar keskin bir süreç ve gerçek.
Şu an acayip üstün bir çaba ile savaşı ülkemizden uzak tutmaya çalışıyoruz; hatta bununla da yetinmiyor, dünyayı bu girdaba sokmamak için insanüstü bir çaba ile uğraşıyoruz. Öyle sık bir diplomasi trafiğinin ortasındayız ki muhatabımız neredeyse tüm dünya...
Artık bu duruma tüm çıplaklığı ile halkımız da apaçık şahit olunca; şu an, neredeyse bir ay öncesine kadar ülke içinde şikayet ettiğimiz ne varsa sanki durma noktasına geldi, kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Kimsenin "a" demeye, "ama" demeye sanki dili varmıyor gibi. Keskin bir suskunluk ve göz kırpmadan izleme moduna geçti tüm ülke. Ve şükrettik...
Biz ağız tadıyla bayram yapabilen belki de tek Müslüman ülkesi idik bu sene.
Çok acı bir gerçek, çok can yakıcı; kimsenin de dili varmıyor bunu itiraf etmeye ama maalesef yaşanan buydu. Ve bu durum, tüm duyguları aynı anda yaşamamıza sebebiyet verdi. Sevindik ama sevincimizden de utandık, belli edemedik; burukluğumuz, üzüntümüz daha ağır bastı. Hepimizde aynı düşünce vardı çünkü: Şu dünyada ne olursa olsun, önce nedense Müslümanlar üzülüyor...
Şu an dünyada da en çok etkilenip üzülenler, mazlum konumuna gelenler yine Müslümanlar.
Süreç daha da keskin bir hale doğru çekilmeye çalışılıyor, gidişattan bunu anlıyoruz. Körfez ülkelerini de bu girdaba doğru iteliyorlar; yani yine ve yeniden olan Müslümanlara olacak. Savaşın asıl muhatapları, kendilerini safın en arkasına atmayı yine başardılar. Alışkanlık olmuş bu sürecin adına savaş demeye; aslında adı savaş, gerisi Ali Cengiz oyunu.
Önce Körfez ülkeleri, sonra biz teker teker bu çukura atılmak isteniyoruz; amaç hepimizi birbirimize düşürmek.
Biz de bu tongaya düşmemek için kırk takla atmak zorunda kalıyoruz. Atmakla kalmıyoruz, milleti de ikna etmeye çalışıyoruz. En zararsız nasıl sıyrılırız, ona uğraşıyoruz.
Önce Körfez, sonra Avrupa; dalga dalga dünya savaşına doğru sürüklüyorlar insanlığı. Ne için? Sanırım artık hepimiz bu sorunun cevabını biliyoruz. Sadece biz de değil, bütün dünya öğrendi. Biz biliyorduk da inanmak istemiyorduk sadece, yeni öğrendiğimiz bir şey değildi; dünya yeni öğrendi, biz sadece teyit ettik diyelim.
Dünya, en önemlisi ABD, yeni bir şey daha öğrendi ki bu onlara ağır geldi. Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar "Benim sözüm geçer" dersen de birinin köpeği olduğunu görmek, anlamak, hazmetmek onlar için çok çarpıcı oldu ve hiç hoşlarına gitmedi. Daha düne kadar sevdikleri ırktan anında nefret boyutuna geldiler ve devlet politikası olmasa da halklar arasında elektriğe neden oldu. Şu an ABD, daha önce hiç uğramadığı, bilmediği, yaşamadığı bir soruna gömüldü.
Bir tane savaştan bile önemli bir sorunu var artık ; kendi halkı...