Yıllar önce anlatırlardı amcalar, dayılar, dedeler; ben ayan beyan hatırlarım mesela böyle konuşmaları. Aslında anladık ki hemen hemen hepimiz bu tip konuşmaları duymuşuz meğer bir yerlerden, birilerinden.
Kim peki bu birileri? Senin, benim gibi oradan burdan; amca, dayı ve dedeler işte sadece…
Ama ne dalga geçtik, hadi itiraf edelim. Ne konuşuyor bunlar, dedik; belki sonuna “bunak” lafını bile döşedik. Dünyayı yöneten aileler falan varmış, bir takım tarikatlar varmış, ayinler, onlar, bunlar varmış; insan kanı içen, bebek kurban eden kansızlar varmış da falan filan işte.
Güldük, dalgasını da geçtik; kaale de almadık, hatta hor gördük, küçümsedik. “Cahilsiniz” dedik, “geri kafalılara bak” dedik. “Bunlar ne yiyor ne içiyor da bunları uyduruyorlar” dedik. “Asıl medeniyet onlarda” dedik. “Biz kimiz ki, bizim övülecek neyimiz var ki, kıskanıyorsunuz da ondan ediyorsunuz” lafları dedik. Malum, idolümüz olur Batı, bizim. Daha neler demedik ki…
Bugün anladık ki hepimiz aşinaymışız tüm bunlara; hepimiz bir yerlerden dinlemiş bunları yıllar, yıllar önce. Meğer biz o zamanlar hikmetli, ön görülü, gizlenmişi sezen, anlayan, açığa çıkarmak için uğraşan, irfan sahibi insanlara denk gelmişiz de haberimiz olmamış. Umarım haklarını helal edip göçüp gitmişlerdir aramızdan; yoksa bir verilecek hesabımız daha çıktı ortaya.
Nasıl ama, başımıza dev bir ok saplanmışcasına acıyla, ağrıyla okuyoruz olan bitenleri bugün.
İnsanın etkilenmemesi mümkün olmuyor okurken. Okumaya devam ettikçe başımı sağa sola hareket ettirme ihtiyacı duyuyorum; uyuşukluktan rahatsız olup. Dünya ayağa kalktı, nasıl kalkmasın.
Bir de bu, altı üstü ön gösterim, gövde gösterisi, fragman, göz dağı verme şekli. Haa yanlış anlamayalım. Ortada soğuk savaş dönüyor bunlar üzerinden; birileri ciddi bir kavgaya giriyor ve ellerindekilerinin istedikleri kadarını ortalığa saçıyorlar sadece. Sadece.
Yüzde 40 açıklanmış Epstein dosyalarının sözde. Asıl önemli sayılanları şu an yayınlanmama kararı alınmış. Yani, beterin beteri var ellerinde. Artık bir ara düşündüm, tüm bunlardan daha da kötüsü ne olabilir artık?
Çocuk kaçırması, tacizi, tecavüzü, katli, işkence ile kanlarının toplanıp içilmesi, en sonunda da yenilmesi…
Daha kötüsü ne olabilir, bunlardan başka?
Yok, bende yok, bunlar da zaten yoktu; sadece bende değil, hiç birimizde yoktu, o yüzden ne olduğumuzu şaşırdık dünyaca.
Artık daha beteri ne olabilir ki, diye sormadan edemiyor insan. Asıl acısı da ne biliyor musunuz? Bunlar bizim hayrımıza olsun, dünya süregelen bu kirliliği, iğrençliği öğrensin diye ortaya çıkmıyor; sadece aralarında ağır bir güç savaşına girdiler ve üstünlük kurma peşindeler, bu yüzden…
Bu kavga olmasa yine de çıkmazdı ya, bunlar ortaya. Daha kim bilir, kimler var, neler var. Bu sadece bir adamın etrafında dönen olayların bir kısmı, ufacık bir kesiti sadece. Daha niceleri var da yıllardır ruhumuz da bedenimiz de uyuyormuş.
Yine ve yeniden, her şeyde olduğu gibi merhum Erbakan geliyor aklıma.
Belki de bu tezleri ortaya ilk atan yine kendisiydi. Adam bütün hayatını bunları açığa çıkarmak, gerçekleri göstermek, bunları hepimize anlatmak için adadı; resmen, uğrasa uğrasa da göçtü gitti buradan. Ama anlamadık… Hiçbir şeyini anlamadığımız gibi, bunu da anlamadık; anlamayı bırak demediğimizi bırakmadık.
Fazla da söze gerek yok galiba; gerçekler, hatta üstü kapalı gerçekler ortada.
Mükemmel Batı, medeniyet beşiği Batı, adalet timsali Batı, yeniliğin, eşitliğin, özgürlüğün ışığı Batı…
Dinimin, memleketimin, devletimin, atamın, örfümün, adetimin, geleneğimin gözünü seveyim… Meğer ne büyük nimet, ne büyük ganimet, ne büyük gururmuş. Hamdolsun.