Bir anda ne olduğunu anlamadan, dünya cehennemden cehenneme savruldu. Zaten yıllardır bir ateş çukurunun içindeydi; şimdi ise o çukuru genişletme kararı aldı sözde özgürlük (!) savaşçısı Amerika…
Elinde tuttuğunu iddia ettiği özgürlüğü, dağıta dağıta bir türlü bitiremedi. “Dünyanın bu tarafı da bu meşhur özgürlüğün tadına bakmasın mı?” dedi. Son yüzyıldır nispeten sakin bir hayat süren coğrafyalara biraz hareket katmak istedi; Sayın Trump’ın bakış açısı buydu.
Venezuela’yı tabiri caizse bir gecede aldı; yetinmedi, hiç zaman kaybetmeden paylaştırdı. Hızını alamamış olacak ki bir anda İran’a da karıştı. “Benim meşhur özgürlüğümü siz neden tatmayasınız?” dedi.
Peki hepimizin aklındaki soru neydi bu absürt olaylar zincirinde?
Amerika neden kudurmuş bir köpek misali ya da Akif’in deyimiyle “tek dişi kalmış canavar” gibi oraya buraya saldırıyor?
Çok güçlü olduğu için mi?
Bu gücün verdiği iştahla her yeri ele geçirme arzusundan mı?
Zirvede tek başına kalıp can sıkıntısından kendine meşgale aradığı için mi?
Dünyanın tek lideri olduğunu ispat etme ihtiyacı hissettiğinden mi?
Hiçbiri…
Çünkü Amerika’nın başına, her imparatorluğun eninde sonunda yaşamak zorunda olduğu ve kaçamayacağı son geliyor da ondan.
Ne kadar “Ben tekim, ben yenilmezim, ben süper gücüm” dese de inkâr edilemez bir gerçek var: Çağın gerisinde kaldı.
Bakın Çin’e…
Öyle bir ivmeyle ilerledi ki, akla gelen gelmeyen ne kadar alternatif varsa hayata geçirdi ve dünya zirvesine oturdu. Hem de Amerika’nın onca çabasına rağmen.
Elektrik enerjisinde başı çekiyor; dünya güneş enerjisinin yaklaşık yüzde 80’ini Çin üretiyor.
Peki Amerika’nın şu an elinde ne var?
Yaşanan her şey, işte bu sorunun cevabıyla ilgili. Çarkı yeniden kendine döndürmeye çalışıyor. Etrafına saldırarak yapıyor bunu; çünkü başka çaresi kalmadı.
Sığınabileceği iki güç kaldı: Doğalgaz ve petrol.
Evet, bir şekilde Orta Doğu’dan sağlıyor ama artık onu da uzun vadede sürdürecek gücü yok. Bu enerjiyi en kısa sürede ve en düşük maliyetle nasıl elde edebilirim, onun hesabını yapıyor. Gözüne kestirdiği yerlere de aç bir köpek misali saldırıyor.
“Haykıra haykıra hepinizi yerim” derken, farkında olmadan çoktan saplandığı balçık çamurunda debeleniyor.
Şu an yaşananlar da işte bu debelenmenin bize yansıyan tarafı.
Bir süper gücün batışı elbette kolay olmayacaktı. Bu süreç bir anda gerçekleşmez; böylesine büyük bir gücün çöküşü zaman alır. Bakalım daha ne kadar sürecek…
Giderken daha kaç devletin, kaç milletin canını yakacak?
Bu pervasız çırpınışlar daha kaç toprağı cehenneme çevirecek?
Bize sıçraması için sadece küçük bir açıklık arıyor.
Çünkü karşımızda yalnız batmamaya yemin etmiş, kızgın ve yaralı bir boğa var.
Ve biz, onun gözünde göz ardı edilemeyecek kadar cazip bir cevheriz. Her karışımız ona göre ışıl ışıl bir hazine.
Bize doğru harekete geçmek için yalnızca küçük bir fırsat kolluyor. Önce dişine gelenlerden başladı. Eğer bu çukurdan elindekilerle çıkamazsa, can havliyle bize yönelmekten de çekinmeyecektir.