Yıldırım Beyazıt samimi niyetle toprağa bir tohum eker ve filizlenip büyür, ortaya şehrin hem medresesi hem de toplanma yeri olan, dualar edilen Ulucami çıkar. Gölgesinden herkes istifade ederken işler bir anda değişir. Timur'un işgaliyle rencide edilen mabet, ardından Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yakılmak istenir. Bu olayların akabinde Bursa’da yaşanılan büyük deprem, Ulu mabette büyük zarar verir. Sultan Abdülmecid'in emriyle Ulucami küllerinden yeniden doğar. İhtişamıyla bizi bir mıknatıs gibi kendine doğru çeker. Yeni haliyle Bursa halkına ve ziyaret edenlere, hat müzesinde gibi hissettirmeyi başarır.
Duvarlarda asılı olan levhalar, sütunları süsleyen farklı tekniklerle yazılmış hat yazıları, her bir sütunun anlatmak istediği ve vermiş olduğu mesaj bambaşkadır. Mihrabın ihtişamının yanı sıra minberde kullanılan teknik dönemine göre çok farklıdır. Çivi kullanılmadan sadece ahşaptan yapılıp parçaların birbirine geçme yöntemi olan “kündekari” tekniğidir. Aslında evrendeki atomik bütünlüğü ve hiçbir şeyin boşlukta olmadığını simgeler. Üzerindeki verdiği mesaj ise çok çarpıcıdır. Minberin doğu cephesinde güneş sistemini temsil eden bir kabartma bulunur. Burada Güneş merkezdedir ve çevresinde belirli bir düzenle dizilmiş, bugün bildiğimiz gezegenlere karşılık gelen kabartmalar vardır. Gezegenlerin Güneş’e olan uzaklık oranları ve yörüngeleri, o dönemin bilgisiyle şaşırtıcı bir doğrulukla işlenmiştir. En dikkat çekici iddialardan biri, o dönemde henüz keşfedilmemiş olan Plüton’un bile bu ahşap yüzeyde ayrı bir noktada temsil edildiği yönündedir. İslam medeniyetinin o dönemde astronomiye verdiği önemi gösterir. "Yerdeki mabet ile gökteki nizam"ın bir bütün olduğunu anlatır.
Her köşede bulunan simgeler ve semboller bizi tefekkür deryasına daldırıyor. Bu deryada dalıp giderken tam ortada bulunan şadırvandan gelen su sesi ziyaretçileri mest ediyor gibi... Şu an üzeri kapalı olsa da şadırvan ilk yapıldığı dönemlerde tepesi açık olup gökyüzü görünmekteymiş.

Ayet ve hadislerin vermek istediği mesaj muazzam. En çok etkilendiğim hadisle başlamak istiyorum. Minberin üzerindeki hadiste: “Mümin camide sudaki balık gibidir, münafık ise camide kafesteki kuş gibidir.” Her birimiz deryada yüzen balıklar gibiyiz bu Ulu mabette; farklı kıyılardaki zenginlikleri görmeye çalışıyoruz. Her kıyı, her köşe kendine has yazılarla süslenmiş. Kapının üzerinde kuşatmayla ilgili ayet bulunmakta, şadırvanın etrafında cennette bulunan ırmaklardan bahsedilmektedir. Adalet ile ilgili ayetler, dönemin kadıları ve yetkili kişilerinin namaza durduğu yerde yazmaktadır. Camideki ayetlerin ve hadislerin manaları, ulaşması gereken kişilere ya da bağ kurulacaklara hatırlatma yapacak şekilde özenle seçilmiştir. Sütunları gezerken sanki sayfa sayfa kitap okuyormuş hissi de veriyor gibi.
Bir başka detaydan da bahsetmek istiyorum. Ayetel Kürsi ve Fatiha suresi her bir sütuna bir ayet yazılıp diğer sütunda devamı yazmakta. Birbirinin etrafından çevrelenmiş gibi duruyor. Yazıları takip ederken Kabe'de tavaf ediyormuş gibi hissettim. Okumaya başladığımız yere geldiğimizde tam bir tur atıp başladığımız noktaya gelmiş oluyoruz. Yazıyı okumak istediğimizde bedensel olarak bir hareket, göz hareketleri, nefes ve zaman bize eşlik ediyor. Başladığımız noktaya geldiğimiz zaman biz aynı biz değilizdir. Günlük işlerimiz gibi... Gün içerisinde rutin yapılan işleri otomatik olarak yaparız ama farklılıkları fark edemeyiz. Sadece zaman su gibi akıp gider, biz sonradan anlarız.
Örneğin işe gitmek için sabah çıkarız, nereye ne şekilde gitmek istediğimizi belirleriz, hangi kelimeleri kullanmak istiyorsak onları kullanır, işlerimizi halleder ve bitince eve geri döneriz. Sütunlardaki yazılar gibi başlangıç noktasına geliriz ve bunu her gün yaparız.
Yaptığımız eylemler günlük seçimlerimizle her gün bir adım daha yükselerek merdiven gibi yukarı çıkıp hafifler ya da daha çok bağımlılık edinir, yük alıp bir merdiven aşağı ineriz. Normalde gözümüzle gökyüzünü gördüğümüzü düşünürüz ama ne ışık bize ışık olur ne de güneş içimizi ısıtır. Yazıların manasını idrak edip davranışlarımızla ve eylemlerimizle hayata katabilirsek o zaman her baktığımız yer, her vakit bize gökyüzü olur.
Son olarak caminin güneybatısında tuğra şeklinde yazılı olan hadisi aktarmak istiyorum sizlere: “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.”
Siz bu hadisi tefekkür ederken ben de sütunların birine oturup bu Ulu mabette sadece duracağım.
Keyifli hafta sonları diliyorum.