Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Mevlana: Sevgi çemberi

Yazının Giriş Tarihi: 17.01.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.01.2026 09:22

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş!
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

Kardeş kavgaları, siyasi otorite boşlukları, mezhep çatışmaları, cemaat kavgaları, dini çıkarlarına alet edenler, topluma hurafelerin sokuşturulması, toplum simsarlarının halkın özgüvenini tahrip etmesi… Tüm bunları bugünden bahsediyorum sanabilirsiniz. Oysa bu manzara, sekiz asır öncesine, 13. yüzyıla aittir. Yine de bugünü görüyormuşuz hissi uyandırır.

Bu kargaşanın ortasında, tertemiz bir sayfa ile dünyaya gelen çocukların varlığı ve Mevlânâ’nın 6 yaşında başlayıp 22 yaşına kadar süren göçlerle örülü hayat hikâyesi belirir karşımıza. Her durakta farklı fikirlerle tanışan, bu zenginliği görme şansı bulan; aynı zamanda bu fikirlere direnenlerin sertliğini hisseden bir yolcudur o. Maddi boğulmaların yanı sıra manevi boğulmalara da tanıklık eder.

Belh’ten başlayıp Konya’ya uzanan yolculuğunda, babasının yanı başında bulunur; farklı meclislerde yer alır. Güzergâhı, İslam coğrafyasının en zengin duraklarından geçer. Göç, Mevlânâ’ya gözlemleme ve analiz etme imkânı sunar. Farklı dinlerin, mezheplerin ve kültürlerin kendilerine has sevinçlerini, neşeyi yaşama biçimlerini, acılarını ve yas tutma hâllerini bizzat deneyimler.

Mevlana: Sevgi çemberi -Bursa Hayat-2

Tüm bu huzursuzlukların içinden süzülerek Konya’ya ulaşır. Bu yol haritası Mevlânâ’nın yazgısıdır. Bu yazgıdan damıtılan bilgiler, kaleme aldığı eserlerle ve oğlu Sultan Veled aracılığıyla Mevlevilik yoluyla yaşamaya devam eder. Göç etmenin sırrı, o günden bugüne bizlere aktarılır.

Konya, Mevlânâ için biriktirdiklerini pişireceği büyük bir ocaktır. Artık köklenme vaktidir. Sevgi çemberi halka halka genişlerken Mevlânâ; bilgisiyle karanlığı aydınlatan, duruşuyla yaralı gönülleri birleştiren bir limana dönüşür.

Mevlânâ için göç, bir sevgi çemberinin ilk halkasıydı. Peki ya bizim için?
Modern insan, doğup büyüdüğü şehre hatta ailesinin köklerine bile yabancılaşmışken; o dönemin göçmen aileleri, binlerce kilometrelik tozlu yollardan bize ne fısıldıyor olabilir?

İnsan; gözleriyle görüp, kulaklarıyla duyup, elleriyle dokunarak kendini anlayan ve anlamlandıran bir varlıktır. Kendi gözlerimizle kendimizi göremeyiz; ama başkalarını görerek kendimize yön verir, şekilleniriz. Aslında sürekli göç ederiz: Bebeklikten çocukluğa, okuldan kariyere… Her adımda bir öncekinden sonrakine göç ederiz.

Mevsimler göç eder, günler, aylar göç eder. Bu döngü hiç durmadan devam eder. Hiçbir bilgiye sahip olmadığımız okullara adım atıp, zamanla uzmanlaşıp en üst seviyede diplomalarla oradan göç ettiğimiz günleri hatırlayın. Ne kadar kıymetli, değil mi?

Çalışma hayatımızın ilk yıllarındaki acemiliklerimiz ve sonrasında deneyim kazanıp daha iyi sonuçlar elde etmek için attığımız adımlar… Hayat yolculuğu dediğimiz bu yolda, dünden bugüne göç eden benliklerimizi iyileştirme çabası, aslında kendimizden yine kendimize yapılan bir yolculuktur.

Göç ederken yaşanan sancılar, gitmek istemeyişlerimiz; ayrılmaktan, vazgeçmekten, bırakmaktan kaçan yanımızdır bizi zorlayan. Kişisel tarihimde en zor kabullendiğim ayrılık, ilkokul öğretmenimden ayrılıp bambaşka bir düzene bırakılmamdı. Şefkatle sarıp sarmalayan bir öğretmenden, disiplinli, başarı ve hedef odaklı bir öğretmenin düzenine uyum sağlayamayınca yaşadığım buhran, benim için kabus dolu günlerin başlangıcıydı. Bu duyguların nötrlenmesi epey zaman aldı.

Geçen gün seramik dersinde hocamız çizimimi sınıfa örnek gösterince, oğluma hayatımda iki kez kâğıdımın sınıfa gösterildiğini anlattım. İlki başarısız olduğum için, ikincisi ise yaptığım çalışma örnek olduğu için… İki uç duygu. Küçük yaşta yaşadığım bu hadisenin izleriyle baş başa kalırken, bugün çizimlerin bir tekniği olduğunu paylaşabilen daha olgun hâlim… İkisi de “Seda”; zamanın bende bıraktığı izlerin yansıması.

“Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” demek kolay gibi görünse de, o sözün arkasında eritilen duygular, eğitilen bilinç ve kapsayıcı olmayı öğrenmiş bir hâl vardır. Tüm bunlar, bende göç eden yerleri gösteriyor sanki…

Siz göç eden mevsimleri nasıl karşılarsınız?
Bu kez baharı, gelecek yazı başka türlü karşılayın.

Mevlana: Sevgi çemberi -Bursa Hayat-3

Arkadaşlığın, dostluğun, ailenin de kendi içinde göç hâlleri vardır. Annemize, babamıza, kardeşimize bakan gözlerimiz bile her seferinde değişir. Bilincimiz eğitildikçe, yakınlarımıza hissettirdiğimiz duygular da değişir. Birleştirici mi olduk, yoksa bildiklerimizi uzaklaşmanın bir aracına mı dönüştürdük?

“Şimdi yeni şeyler söylemek lazım,” diyor Mevlânâ.

O hâlde yeni şeyler söyleyelim:
Birinin ışığını seviyorsanız söyleyin. Dünya eleştiriyle dolu; bilinçli bir şekilde övün mesela. Size kıymet verenlere sarılın, teşekkürlerinizi biriktirmeyin. Çiçeklerinizi sona saklamayın. Küçük jestlerle sevdiğinize bir mum yakın.

Birini anlamaya çalışırken nedenlerini sorgulamak, cevaplar beklemek yerine; olduğu hâliyle onu kucaklayın. Sevgi çemberiniz her nefeste genişlesin.

Keyifli hafta sonları dilerim.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.