Doğduğumuzda her birimiz; kökünden ayrılmış, ekilmeye hazır, toprağa tutunmaya çalışan fidanlar gibiyiz.
Fidanlar güneş ve suyun etkisiyle güçlenip köklenirken, bizde ebeveynlerimizin bize verdiği öz bakım, sevgisi, ilgisi ile ailemize kökleniriz.
Kök salan fidanlar güçlendikçe dallanmaya başlar. Bizde yaş alıp büyüdükçe dallanıp budaklanırız. Dallarımız sosyal kimliklerimizi temsil eder.
İlk sosyal kimliğimiz; çocuk olmaktır.
Yavaş yavaş kimliklerimize yenileri eklenince ağacın kökleri daha derine iner, dallarından yeni yeni filizler çıkar.
Her eklenen kimlik yeni deneyimleri yeni tecrübeleri doğurur. Örneğin birilerinin arkadaşı oluruz, uzun soluklu bir yoldaşlık yaşarken, dönem dönem eşlik ettiğimiz arkadaşlıklarımızda olur.
Her birinle paylaşımımız hissettiklerimiz farklıdır. Yaş alıp hayattan beklentimiz değiştikçe arkadaş kimliğimizde sürekli değişime uğrar. Her baharda budanan dallar gibi…
Fidan yaş almış olsa da yeni açan filizlerin deneyimlerini ilk defa yaşarız. Bir zamanlar toprağa tutunmaya çalışan fidanlarken bizim köklerimizden ayrılan fidanın; güneşi ve suyu oluruz.
Yeni eklenen kimliklerimizin hata yapmasına, yanılmasına, yorulmasına, sabırsız olmasına tolerans gösterirsek eğer bizde daha sağlıklı bir geçiş dönemi geçirebiliriz.
Dünya her an sakin ve güneşli bir yer değil. Fırtınadan kırılan dallarımız olduğu kadar bahar mevsiminde budayıp kesmemiz gereken dallarımızda olacak. Yeniden oluşup güçlü şekilde çıkması için.
Kırılmak; zor bi deneyim, kırıldıktan sonra filizlenmekte zaman isteyen bir süreç. Yeniden filizlenmekse yaşanılan deneyimin an’ın değerini artıran bir his ve bence kalıcı olan tek miras diyebilirim.
Kocaman çınar ağaçlarının gölgesinde büyüdüm ben, öğretileri kıymetli bir sürü tecrübe. Bazen de yaşamam gereken deneyimleri yaşamadan bilmeden geçti zaman.
Olgunluk göstermemi beklenilen hadiselerin içinden çıkamadığım da oldu. Hepimizin yaşadıkları gibi…
Neyse ki sonbahar ve ilkbahar var umut dolu. Bütün kış dallarımız tomurcuklanıp çiçeklensin.
Sevgiyle…