Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Göç edenlerin hikayesi: Mevlana ve Şems 

Yazının Giriş Tarihi: 24.01.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.01.2026 10:19

İki farklı karakterin, iki farklı niyetin buluşma hikayesi; biri babasının dizinin dibinde olağan akışa kendini bırakmış diğeri ise kendi akışını kendi belirleyip, aklı yatmadığı yerde durmayan, doğruluk adına acı sözlerini esirgemeyen hakkı arayan bir yolcu.

Mevlana; dış etkenlerin oluşturduğu savaştan kaçıp, güvenli bir liman ararken, Şems ise insanların iç dünyalarındaki dışa vuran sahteliklerden, maskelerden kaçıp, içi dışı bir olan gönlündeki güzellikleri eline, diline yansıtan hak aşığını arıyordu.

Her gittiği şehirde “Rabbim beni dostlarınla tanıştır.” diye dua edip yoluna devam ediyordu. İki farklı yolda olan bu iki yolcu farklı öğretilerle pişip denk geldikleriyle harmanlanıyordu.

Mevlânâ’nın sevgi çemberi genişledikçe genişliyor Şems’in ise aradığını bulamadığı için o çember gün geçtikçe daralıyordu. Biri taşarken diğeri azalıyordu.

Mevlânâ’nın halk tarafından sevilip sempatizanları her geçen gün artarken Şems ise her gittiği yerde kendi fikirlerini yaşama arzusuyla dolu olduğu için diğer insanlar tarafından kabul görmüyordu. Alışıla gelen fikirlerin dışına çıkan, toplum kurallarını yıkıp farklı bir düşünceyle var olmaya çalışan Şems her defasında dışlanarak o vazgeçilmez kaderi bizzat yaşıyordu.

Farklı şeyler söylemek lazım diye papağan gibi tekrarlayan kalabalıklar, farklı bir davranış ile karşılaşınca bildikleri yolu sıkı sıkıya tutunuyorlardı. Değişmekten bahseden topluluklar ya da bireyler kendilerinin bile farkına varmadıkları dirençlerinin peşinden gittiğinin farkında bile değillerdi.

Sözde kalan bilgi, eyleme geçmeden hayatlarından kuş misali uçup gidiyordu. Şems, dini çıkarları için kullanan umut tacirlerinin her defasında elinin tersiyle itip diyar diyar dolaşmaktan vazgeçmiyordu ta ki Mevlânâ’yı bulana dek. İki ayrı göç biri zamanla çoğalırken biri ise azalıyordu. İki zıt kutup gibi gözükse de varmak istedikleri menzil aynıydı, hepimizin bu dünyada misafir olduğunu hatırlatıp ruhumuzun ait olduğu yere bizleri yönlendirip kavuşma yolculuğunu anlatmaktı.

Yolu ve yolculuğu zıt olan bu iki kutup bir araya geldiğinde birbirlerine kattıkları zenginliklerle hemhal olurken halkın bitmek bilmeyen fitnelerine yargılarına da göğüs germişlerdir. Biz de kişisel tarihimizde farklı düşünceleri yaşamaya çalışırken zorlandığımız kabul görmediğimiz dışlanıp taşlandığımız olmuştur. Hatta bazen o taşlar uzaktan gelmez en yakınlarımız bizi anlamak yerine taşlamayı seçerler. İsterseniz bunu biraz daha derin bir şekilde ele alalım.

Hayat yolculuğumuzda bizzat seçerek yol aldığımız arkadaşlıklar olur ve devam etmesini hayatımızda olmasını biz tercih ederiz. Bunun yanı sıra iş yerinde denk gelen takım arkadaşlarımız ya da hobi olarak gittiğimiz kurslarda bir araya gelen topluluklardaki rast geldiğimiz insanlarla, öylesine denk gelmeyiz. Hepsi bizim düşüncesel ve bilinç olarak ileri taşıyan aracılardır. Bazılarıyla benzer yollardan geçmişizdir o kadar kendimizi görürüz ki muhabbettin devam etmesi için yollar ararız.

Oluşan topluluk öyle muazzam dengelenir ki bizim hiç gitmediğimiz yolları deneyenler, farklı düşünce tarzlarıyla katkı sağlayıp iletişim şekillerindeki değişiklik bize farklı yolların olduğunu gösterir. Çoğunluğa uymayıp topluluğun dışında söz söylenenleri yadırgayanlar çıkacaktır. Kendi doğrularını yaşamak isteyenleri zenginlik olarak kabul etmeyenler, kontrol etmeye çalışanlar ortamın dengesini bozduğunun farkında bile değillerdir.

Tek odakları kendi fikirlerinin dışına çıkan insanların oluşu ve yönetemedikleridir. Oysa ki hayatta her şey zıttıyla var olur. İki kişi arasında görülmeyen dengeler bizim fark edemediğimiz bir bilinç akışı vardır. Hatta bu iki kişi arasında sınırlı değildir, şehirler, milletler inançlar arasında göremediğimiz bir denge vardır.

Aynı yerde olup aynı olmadığımızı bilsek bile her seferinde hakim olma arzumuz yönetme isteğimiz bizi yanıltabilir. İnsanoğluna yüklü olan bu özellik başı boş bırakılmayıp kontrol altına alınıp eğitilmesi gereken bir durumdur.

Belki de hayatımıza giren ve bizi zorlayan her karakter, ruhumuzun ait olduğu yere gitmek için aşmamız gereken bir duraktır. Kim bilir; belki de taşlanmaktan korkmayı bıraktığımızda, o taşlardan kendi hakikat sarayımızı inşa etmeye başlayacağız.

Vakit geçirdiğimiz yerleri bilerek dengeleyip kendimize gerçeği her an hatırlatmalıyız. Örneğin; öğretmen isek öğrenci olacağımız yerleri bilerek seçip ,bilgi verici ve bilgi alıcı olarak bilincimizi dengeleyebiliriz. Bilgimizi tecrübemizi fikir olarak sunduğumuz bir işimiz varsa, sanatın her hangi bir dalıyla uğraşıp eser icra edip somut karşılığını aldığımız bir hobiyle desteklersek somut ve soyut karşılık bulup hayatımızı dengelemiş oluruz. Düşüncenin somut karşılığını yapmaya çalışırken zorlandığımız yerleri keşfetmiş oluruz. Böylece empati yeteneğimiz gelişmiş olur.

Sevdiğimiz kök salmak isteyen yönlerimiz Mevlana gibi çoğalmak isterken bunları besleyip büyütmeliyiz. Şems’e rast gelen insanlardan yansıyanlar kendi benliklerimizin karşılığı olan yönlerimizi dengelemek için sanki bunları olumlu yönde kullanmayı öğrenmekten geçiyor gibi... Hepimizde bulunan bu zıt yönleri bilinçli bir şekilde şefkatle dengeleyip, bilgiyi eyleme geçirdiğimiz günlerin çoğalması umuduyla. Keyifli hafta sonları dilerim.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.