Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Dinle bak ne diyor sana…

Yazının Giriş Tarihi: 31.01.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.01.2026 11:05

Yıllarca göç edip diyar diyar gezip kavuştuğunu düşündüğü an, göç etmeye mecbur olan Mevlana Konya’da köklenirken bir tarafı güneşten mahrum kalmıştı. Mevlana; Şems’in gelişiyle ve onun sohbetleriyle bir an olsun kalbinin aynasını bulduğunu, her dalını güneşe çevirip meyve verecek olgunluğa erişecek olduğunun şimdilik farkında değildi. Şems, başka sözler söylerdi, alışıla gelmeyen ezber bozar cinsten, duruşuyla kıyafetiyle kendi varlığını yaşardı. Mevlana’yı paylaşmak istemeyip değişmesini istemeyenler; hesap sorma hakkını kendilerinde gördüler. En çok bildikleri yerden, aldıkları eğitimleri silah olarak kullandıklarının farkına bile varmadan, kılıçlarını Şems’e doğrultular, din adı altında olup yüzyıllardır yaptıkları gibi… Yezid gibi örneğin, uğruna fetvalar verip kanının pis olduğunu söyleyen Nesimi’nin derisini yüzdüren müftü ve onları bugüne taşıyan bayrak taşıyıcıları her dönemin Musa’sı ve Firavun’u olduğu gibi...

Elbet denk gelmiştir sana da, aldığı eğitimlerle okuduğu okullarla kendini üstün görüp ezmeye çalışanlar. Kendi marazlarını görmektense parmağını sana doğru sallayanlar… Senden yaş olarak büyüğüm ve senden daha tecrübeliyim diyenler bile aynı kefedeler gibi geliyor bana… Oysa ki yuva yapan kuştan, yavrularını yağmurdan koruyan kediden, her daim çalışan karıncadan bile öğrenecek çok şeyimiz varken... Yönünü belli etmek lazım Cancağızım...

Şems’in bütün yolculuğu bu tarz insanlarla geçtiği için umursamaz tavrı halkın kinini daha da artırır. Diğer yandan Şems; kendi yolculuğundan emanetler verir, haliyle yaşayarak anlattığı gibi bazen bir duruşla, bazen hırçın bir sözle aktarır, Mevlana’ya…

Mizacı ve hali farklı olan Şems’i tek anlayan Mevlana’ydı. Mevlana o güne dek gündüzü görmüş, o ışıkta nasıl yol alınacağını biliyordu. Babasının kanatları altında oluşu dönemin ileri gelen alimlerin sofrasında oturuşu her alimin kendi yolculuğundaki meyvelerini Mevlana’ya ikram edişiyle Halil İbrahim sofrasında geziyor gibiydi. Ya peki karanlık? Karanlığın kurduğu oyunlar, sunduğu sahte vaatler. Kurdun kuzu postuyla kandırması gibi perdelerin ardına gizlenenler.

Şems Mevlana’ya geçtiği yolların varlığından bahsetti. Karanlıkta nasıl yürümesi gerektiğini anlattı. Karanlığın, gecenin varlığını fırsat bilip kurulan tuzakları gösterdi. Ve bir gün kurulan tuzağa bile bile feda etti kendini; dilinden “Allah” sözü düşmeyenlerin oyununa ortak oldu. Maskelerini düşürdü. Mevlana’da her şeyi olduğu haliyle kabul etti. Gece ve gündüze onu yaratana teslim oldu. Mevlana bu sefer somut olarak göçü yaşamasa da Şems’in ayrılık acısını iliklerine kadar hissetti. Hayatı boyunca ayrılık acısı yaşayan Mevlana gerçek anlamda göç etmese de bu sefer ayrılığın içinden geçip bilincini göç ettirmeliydi.

Mevlana ayrılığın ardından kavuşmaları doğuma benzetir. Bizleri de toprağından ayrılmış ayrılık acısıyla feryat eden ney gibi olduğumuzu söyler. Bu feryatla perdelenen gözlerimiz; fani dünya da fani olanların peşinden sürükletir. Bu acıyı dindireceğini sandığımız sahte cennetlerin ardından sorgulamadan gideriz. Bu dünya geçer ve gider. Biz de içinde sürekli göç halinde olan varlıklarız. Bebeklikten, ergenliğe erişkinliğe yaşlılık dönemimizle beraber yaşadığımız duygusal ayrılıklar göç ettiğimizin kanıtıdır. Hatta ebeveynlerimizle olan ilişkide de göç vardır. Bir zamanlar bize bakım verenlerin adına zamanı geldiğinde kararlar alırız. Her ayrılık bizde farklı bir yanımızı açığa çıkartır. Mevlânâ da bilir ki bu ayrılık kendinde başka bir hali ortaya çıkartıp farklı bir kavuşmayı yaşatacaktır. Mesnevi’nin temelleri yavaş yavaş oluşmaya başlar. Artık ne eski Mevlana vardır ne de onun ardından gelen kalabalıklar. Bir an da herşey tersine dönmüş gibidir.

“Dinle” der, Mevlana. Önce kendini dilinden çıkan sözleri, sana söylenen her sözü, dur ve dinle. Kibir ya da öfkeyle perdelenmiş sözler mi yoksa rahmet mi işitiyorsun. Gereğinden fazla övgü mü var her işittiğinde, yaptıklarını görmezden gelenler mi etrafında. Vücudunu dinle, istemediklerine nasıl tepki veriyor bir bak. Dengesi bozulduğunda nasıl tersine döndürüyor dünyayı. Hissettiğin duyguları dinledin mi hiç? Nedenini niçinini sordum mu kendine?

Öfken mesela ne zaman devreye giriyor düşündün mü? Beklentin karşılanmadığında mı yoksa kontrol edemediğinde mi?

Mevlana yıllardır yaptıklarının aksine bu sefer bekleneni yapmamayı seçti. Şems de nitekim en son kontrol etmelerine izin verdi. Ölüm gibi gözükse yeni bir haberin muştusuydu bu yaşananlar. Ve hakikat gün yüzüne çıktı. Eskisi gibi olmayan Mevlana’yı, gerçekten sevenler yollarına devam edip bugüne kadar bize ulaştırdı. Ve herkes imtihandaydı. Bugüne ulaşmasını sağlayan yazıcılarda, sema edenlerde, Şems ve Mevlana’da...

Ya peki sen, gerçekten duyuyor musun, kadim insanların sana söylemeye çalıştıklarını işitiyor musun? Her an bu dünyadan göç ettiğinin farkında mısın? Dünya ahiretin tarlasıdır, derler. Ahiretin için ektiğin tohumlarını nereden temin ettin hiç düşündün mü?

Bazen bütün sesler susar

Sus pus olur an

Herşey öylece duruverir ve

Dile gelir taşlar

Anlatırlar sana hakikati olduğu gibi

Dolandırmadan, eğip bükmeden

Buradayım

Seninleyim

Elini uzatsan dokunacak kadar yakın

Sesini işitip duana amin diyecek kadar yakınım sana...

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.