Buhara’dan gelen birçok manevi rüzgar tohumu Bursa'ya serpiştirmişti. Emir Sultan Hz.’lerinin öncü olduğu bu hicret rüzgarına üç kardeş de dahil olarak ulaşmak istedikleri menzile vardılar.
Şeyh Safiyüddin, Şeyh Muhammed Açıkbaş ve Şeyh Ali Efendi, Emir Sultan’ın kuzularım dediği “üç kardeş…” Bu üç kardeş İslam tohumlarını farklı topraklarda yeşertmeye çalışan öncülerdir. Bugün huzurunda bulunduğumuz bu bölge öncesinde tekke olarak hizmet vermekteymiş ve Bursa halkının ruhunu doyuran bir ocakmış.
Kaynaklara göre ilk yapıldığı dönemden sonra farklı ekollerle tekrar tekrar uyanışı geçtiği belirtilmektedir. İlk dönemlerde üç kardeşin başlattığı düzeni sonrasında farklı bir bakış ve disiplinle devam ettiren Mehmet Muhyiddin Bursevi Hz. Üç Kuzular Türbesi’nin yanında Yediler Türbesi eşi ve çocuklarıyla birlikte sıralanmıştır. Bursa’nın manevi bekçileri olarak bizleri karşılayan Üç kuzular ve Yediler, asırlardır süren sessiz ama hissedilen huzur ve sükunetle bizleri karşılıyor. Bu ocağın ateşi, kalplerindeki aşkınlığın ateşidir.
Olağan akışın anlatmak istedikleri olduğunu düşünenlerdenim. Bazı karşılaşmalarda kelimeler kulağımızdan geçip kalbimize temas etmesini isterken bazen de o sessizliğin hissettirdiği bir akış var. Kelimelerin tarifsiz kaldığı bu mekan da aynı o şekilde bizi karşılıyor. Tek başıma geldiğimde ya da tanımadığım birileriyle orada denk geldiğimde de hissettiğim ve söyledikleri şey hep aynı. Kalpleriyle hizmet edenlerinin toprağa taşa yansımasını hissediyoruz ve hala o sıcaklıkta olması kalbinizde istemsizce buraya tekrar gelme isteğini uyandırıyor.
Bugünden bakalım mı? 8 asır sonra yaşayan bizlerin gözünden, olağan akış bize neler söyleyecek. Her birimizin konusu ve gündemi bambaşka olan dünyaları var. Kendi yolumuzun biricikliğiyle kendi toprağımızda yetişenlerle hemhal olurken bazen de yolumuza ansızın çıkan aksaklıklar düşen taşlarla yol alıyoruz. Yol almakta zorlandığımızda yolumuzu açmak için çareler arıyoruz.
Kendi dönemimizin öncülerinden aldığımız fikirleri kendi ocağımızı aydınlatıyoruz. Her dönemin her konunun kendi öncüleri var. Mesela; akademik olarak yetkinliği ve halkın anlayabileceği dilde ifadesiyle, evrensel görüşüyle İlber Ortaylı bize aktardığı bilgilerle yolumuzu aydınlatıyordu. Şu an da kitaplarıyla arşivdeki videolarıyla aktarmak istedikleriyle her an ulaşılabilir ve bilgileriyle bizi güncellemeye devam ediyor.
Sanat tarafına bakarsak; Haldun Dormen, tiyatroların ayakta kalması için verdiği mücadele ve hayat felsefesi hepimize örnek olacak nitelikte. Aklımdan hiç çıkmayan bir sözü var: “Her ne olursa olsun umut dolu ve ölçülü olun.” Bu cümle konu ne olursa olsun şartlar nasıl olursa olsun her yere yakışır ve hepimize uyar. Barış Manço’ya bakarsak kendi döneminde yazdığı şarkı sözleri halkın kulağına girmeyi başarıp bilinçlerin yükselmesine vesile oldu ve birçok sayamadığım sanatçı, akademisyen, yazar, kendi dönemimizin öncüleri...
Aslında bir adım geriden kendimize baktığımızda zorlaştıran bizleriz, çokların içinde kayboluyoruz. Çöplük gibi bilginin olduğu, kavramların içi boşaltılıp değerinin çürütüldüğü bir dönemin içinden geçiyoruz. Bunu yok sayamayız.
Seçicilik, sınır koyma ve denge hepimiz için biraz daha kolaylaştırıcı olacaktır. Sakinlik ve sükûnetimizi koruyacak her ne varsa, onlara yönelmek iç huzurumuzun için önemli. Etrafımıza yansıyan sadece sükûnetli bir zihin ve ferah bir kalp olacak.
Üç Kuzular kendi dönemlerindeki öncüleriyle yol alarak bugüne bizlere bir ses verdiler. Kendi belirlediğiniz öncülerinizden işittiğiniz sadece barış ve huzur olsun. İşittiklerinizi hayata geçirme fırsatı yakaladığınız günlerin çoğalması umuduyla, keyifli hafta sonları dilerim.