Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Ünlü olacaksın da ne olacak? (MEB’e açık mektup)

Yazının Giriş Tarihi: 23.01.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.01.2026 15:18

Tolstoy, İtiraflarım adlı eserinde insanın yakasını bırakmayan o soruyu sorar:

“Olacaksın da ne olacak?”

Daha ünlü olmak… Daha çok alkışlanmak… Daha çok konuşulmak…

Sonra?

Tolstoy bu soruya cevap bulamadığını açıkça söyler. Üzerine hayatını kurduğu her şey çöker. Ayaklarının altındaki zemin kaybolur. Çünkü şöhret, uyanık hayatta hiçbir karşılığı olmayan bir rüya mertebesidir.

Batı medeniyetinin insanlığa sunduğu en cazip ama en boş vaat budur: Ünlü ol.

İyi ol demiyor. Ahlâklı ol demiyor. Erdemli ol demiyor.

Sadece görünür ol, tanın, alkışlan…

Bugün Türkiye’de son günlerde gündeme gelen “ünlüler” merkezli uyuşturucu operasyonları, Tolstoy’un yüz elli yıl önce işaret ettiği bu boşluğun güncel ve ibretlik bir tezahürüdür. Sahne ışıkları altında parlatılan, “başarı hikâyesi” diye sunulan genç hayatların iç dünyasında derin bir anlamsızlık ve savrulma vardır.

Çünkü insan sadece hazla yaşayamaz.

Sadece alkışla ayakta duramaz.

Ruh, ihmal edildiğinde mutlaka intikam alır.

Türk Maarif Sistemi!

Bu noktada meseleyi yalnızca bireysel zaaflarla açıklamak büyük bir yanılgıdır. Bugünkü tablo, aynı zamanda eğitim anlayışımızın ve müfredat tercihimizin de ürettiği bir sonuçtur. Yıllardır gençlere bilgi yükleyip, değer vermeyen; sınav başarısını merkeze alıp, anlam ve istikamet kazandırmayan bir sistemle karşı karşıyayız.

Nitekim Sovyet biyoloğu Lisenko’nun şu itirafı bu zihniyeti çıplak hâliyle ortaya koyar:

“Biz Sovyetler’de insan doğurmuyoruz; organizma üretiyoruz. Sonra onları aşçı, doktor, teknisyen, mühendis yapıyoruz.”

İnsan yerine “organizma” üreten bu anlayışın iflası ortadadır. Ruhsuz, kimliksiz, sadece üretmeye ve tüketmeye ayarlı bireyler… Bugün yaşadığımız küresel ve ahlâkî krizlerin arka planında da tam olarak bu yaklaşım vardır.

Tam bu noktada merhum Aliya İzzetbegoviç’in sorusu, Sayın Maarif Bakanı’na da doğrudan yöneltilmelidir:

Eğitimin amacı nedir?

Tam olarak gelişmiş bir insan şahsiyeti mi, yoksa son derece profesyonel ve ihtisaslaşmış bir sanayi işçisi hayvan mı?”

Sorunun sertliği tesadüf değildir. Çünkü mesele basit değildir. Eğitim; sadece meslek kazandırma faaliyeti değildir. Eğitim, insan inşa etme meselesidir. Ahlâkı, inancı, sorumluluğu ve hayatın anlamını dışlayan her müfredat; ne kadar modern görünürse görünsün, sonuçta savrulmuş nesiller üretir.

Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Sayın Eğitim Bakanı’na açık bir çağrı yapmak gerekiyor:

Kariyer mi, Ahlak/İnanç mı?

Gençleri sadece kariyere değil, hayata hazırlamak zorundayız. Müfredatın her kademesinde kültürel ve inanç değerlerini, ahlâk eğitimini ve karakter inşasını yeniden merkeze almadan bu bataktan çıkamayız. Aksi hâlde daha çok “başarılı ama mutsuz”, daha çok “ünlü ama boşlukta” gençlerle karşılaşmaya devam ederiz.

Toplumun daha çok “ünlü”ye değil,

daha çok istikamet sahibi insana ihtiyacı var.

Tolstoy’un sorusu hâlâ ortada duruyor:

Ünlü Olacaksın da ne olacak?

Bu soruya anlamlı bir cevap veremeyen eğitim anlayışları da, medeniyet iddiaları da kendi boşluklarında kaybolmaya mahkûmdur.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.