Bir araştırmada okumuştum, bunu şöyle kategorize etmişti:
"Bir Japon yılda 20 kitap okur; 20 Türk yılda bir kitap okur."
Bu, sadece “insanlar tembel” meselesi değildir; okuma kültürü bilinçli biçimde zayıf bırakılmıştır.
1) Okuma = Sorgulama → Sorgulama = Risk
Türkiye’de uzun yıllar boyunca:
İtaat eden vatandaş makbul görüldü.
Sorgulayan birey tehlikeli sayıldı.
Kitap okuyan insan:
Mukayese eder.
Alternatif tarihleri görür.
Resmî anlatıyı (ideolojiyi) tartar.
Bu da merkezî ideoloji için kontrol kaybı demektir.
2) Okuma sevgisi değil, ezber öğretildi!
Okulda:
Kitap sevdirmek yerine,
“Bu sayfayı ezberle, sınavda çıkacak” denildi.
Sonuç:
Kitap = yük
Okuma = angarya
Düşünmek = risk
Bu şartlarda okuma kültürü gelişmez, körelir.
3) Öğretmen de tek metne mahkûm edildi
Birçok öğretmen:
Alternatif kaynak okumadı.
Okusa bile sınıfa taşıyamadı.
“Müfredat dışına çıkma” baskısıyla yetiştirildi.
Özgür öğretmen yoksa, özgür okur da çıkmaz.
Neden tarih hâlâ tek merkezli? (Atatürk odaklı) ve neden yanlış/eksik öğretiliyor?
Bu çok hassas ama kaçınılmaz bir mesele.
-Cumhuriyet, kendini tarihle değil, mitolojiyle inşa etti.
Her modern ulus-devlet:
Bir kurucu mit üretir.
Bu miti tartışılmaz hâle getirir.
Türkiye’de bu:
"Çok şahsiyetli bir tarih yerine
Tek şahsiyetli anlatıya dönüştü."
Sonuç:
1) Osmanlı’nın 600 yılı,
Selçuklu, Beylikler, İslâm medeniyeti
ya küçültüldü ya karikatürize edildi.
2) Atatürk bir “tarih kişisi” olmaktan çıkarılıp doktrine dönüştürüldü.
Bu çok önemli:
Tarih kişileri eleştirilebilir,
Doktrinler eleştirilemez.
Atatürk:
Tarih içinde incelenmesi gerekirken,
Devlet ideolojisinin zırhına büründürüldü.
Bu yüzden:
+Hatalar konuşulamaz.
+Alternatif bakışlar “irtica / gericilik” diye etiketlenir.
+Akademik tarih → ideolojik tarih olur.
Neden sadece “Atatürkle ilgili kitaplar” öneriliyor?
Çünkü:
*Güvenli alan orası.
*Risk yok.
*Sorgulama yok.
Meselâ; Bir öğretmen:
Nurettin Topçu önerirse "risk".
Bediüzzaman derse "risk".
Cemil Meriç okutursa “şüpheli”.
Halil İnalcık bile bazen filtrelenir.
Ama Atatürk Kitapları:
Güvenlidir.
Resmîdir.
Tartışmasızdır.
Bu yüzden liste hep oradan döner.
“Yanlış Tarih” Meselesi!
Burada “tamamen yanlış”tan çok şunu söylemek daha doğru:
#Seçici tarih öğretiliyor.
#Bazı şeyler özellikle anlatılmıyor.
Mesela:
Hilafet neden kaldırıldı? → yüzeysel
Şapka Kanunu ve idamlar → geçiştirilir
İstiklal Mahkemeleri → romantize edilir
Tek parti dönemi → “zorunlu modernleşme” diye sunulur.
Bu tarih değil, pedagojik yönlendirmedir.
Asıl Sorun Ne?
Asıl sorun şu cümlede özetlenir:
Türkiye’de tarih, geçmişi anlamak için değil; bugünü kontrol etmek için okutuldu.
Bunun sonucu:
Okumayan toplum!
Tartışamayan akademi!
Ezberci eğitim!
Kutuplaşmış nesiller!
Çözüm Var Mı?
Var ama kitapla başlar:
Tek kaynak değil, çok kaynak.
Tek anlatı değil, mukayeseli tarih.
Kutsama değil, anlama.
Yıkma değil, yerine koyma.
Ve şunu kabul etmekle:
Bir şahsiyet sevilir, saygı duyulur;
ama tarih kutsanmaz.
Not: Aliya İzzetbegoviç'in ifadesiyle; Türk Eğitim Sistemi maalesef "toplu hipnozu" uyguluyor. Müslüman Türk çocuğunu kendi değerlerine "hasım" yapan bir istihaleye (mecburi) tabi tutan bir sistemdir.
Yani: Hasan'ı Hans'a çeviren bir sistem.
Devlet ve Hükümet acilen bu beka sorununa dönüşen "maarif problemine" el atmalıdır.