Tarih, bazen en rasyonel cümleleri kuranları, en yüksek duvarların ardına gizleyerek susturmaya çalışır. Statüko için "anlaşılamayan" her fikir bir tehdit, her tehdit ise tıbbi bir vakadır. 1908 yılının İstanbul’unda, Toptaşı Tımarhanesi’nin rutubetli koridorlarında yankılanan o meşhur savunma, aslında sadece bir adamın değil, insanlık tarihinin en kadim kavgalarından birinin özetiydi.
Van’dan İstanbul’a, cebinde eğitim reformu projeleri, ruhunda ise hürriyet ateşiyle gelen genç bir adam... Kapısına "Burada her soruya cevap verilir." yazacak kadar özgüvenli, padişaha "Eğitimde reform şart!" diyecek kadar cesur. Ancak devrin "akıllıları" bu dürüstlüğü hazmedemedi. Zaptiye Nazırı’nın emriyle tımarhaneye kapatılan Said Nursi, kendisine deli diyen doktorun gözlerinin içine bakarak tarihe geçecek o teşhisi koyuyordu:
"Eğer dalkavukluk ve menfaatçilik akıllılıksa, ben o akıldan istifa ediyorum!"
Peki, bu "mecnun" etiketi sadece bizim coğrafyamıza mı mahsustu? Elbette hayır. Batı’nın kuleleri de benzer çığlıkları susturmak için aynı demir kapıları kullanmıştı.
Rönesans İtalya’sına gidelim. Şairlerin sultanı Torquato Tasso, dükün sarayındaki entrikalara ve haksızlıklara dayanamayıp sesini yükselttiğinde, "akli dengesi bozuk" denilerek Sant'Anna Hastanesi’ne, bir hücreye kapatılmıştı. Tasso yedi yıl boyunca o hücreden dünyaya bakarken, suçunun delilik değil, dürüstlük olduğunu biliyordu.
Veya modern zamanların en büyük şairlerinden Ezra Pound’u düşünün. Ekonomik sistemi ve savaşın arkasındaki kirli çarkları eleştirdiği için 12 yılını bir akıl hastanesinde geçirdi. Sistemin çarkları, Pound’un keskin zekâsını bir "tıbbi yetersizlik" maskesiyle örtmeye çalışmıştı.
Said Nursi’nin tımarhanedeki doktoru, "Eğer bu adamda zerre delilik varsa, dünyada akıllı yoktur." diyerek raporunu imzalamıştı. Tıpkı Tasso’nun veya Pound’un dostlarının yıllarca onların dehasına şahitlik etmesi gibi.
Aslında hikâye hep aynıdır; Güç sahipleri bir fikri çürütemediklerinde, o fikrin sahibini "gayr-ı meşru" ilan etmenin en kolay yolunu seçerler. Onu delilikle mühürlemek! Çünkü deli denilen adamın söyledikleri, toplum nezdinde "hükümsüz" kılınmak istenir.
Nursi’nin o gün doktorlara hitaben söylediği, "Siz önce o biçareleri tedavi edin." sözü, bugün hala güncelliğini koruyor. Toplumun genel geçer kabullerine uymayan, "kral çıplak" diyen, kıyafetiyle, tavrıyla ve fikriyle "başka" olan herkes, hala modern tımarhanelerin (sosyal dışlanma, linç kültürü veya itibarsızlaştırma) hedefinde.
Tarih gösterdi ki; o duvarların arkasına kapatılanlar bugün hala okunuyor, (50 dil, 190 ülke) fikirleri hala yaşıyor. Ama onları içeri tıkan "akıllılar" çoktan unutuldu.
Galiba hakikatin hatırı, tımarhane parmaklıklarından daha güçlü.
Yazarın Notu: Bu köşe yazısı, hakikati söylemenin bedelini ödeyen tüm "onurlu delilere" bir saygı duruşudur.