Kandil geceleri genellikle “ibadet yoğunluğu” üzerinden konuşulur. Oysa bu mübarek geceler, aynı zamanda imanın akla bakan derinliklerini yeniden düşünme fırsatıdır.
Mi‘rac Kandili de böyledir. Mi‘rac, sadece Hz. Peygamber’in (asm) mânevî bir yükselişi değil; kâinatın tamamını ilgilendiren küllî bir hadisedir.
Bediüzzaman Said Nursî, 31. Söz’de Mi‘racı anlatırken şu dikkat çekici hakikate işaret eder:
Hz. Muhammed (asm), İsm-i Âzam’a mazhar, peygamberliği bütün insanlığa yönelik ve bütün esmâya ayna olduğu için, Rubûbiyetin bütün daireleriyle ilgilidir. İşte bu yüzden Mi‘rac, onun sema katlarında dolaşmasını, önceki peygamberlerle görüşmesini ve bütün dairelerden geçmesini gerekli kılmıştır.
Bu hakikati zihinde canlandırmak için bir temsil oldukça açıklayıcıdır:
Bir sultan düşünelim. Geniş bir mülkü, farklı daireleri, her dairede görevli memurları ve bakanları var. Sultan, maiyetinden birini seçer; onu küllî yetkilerle donatılmış bir vekil olarak tayin eder. Ardından onu huzuruna çağırır ve mülkündeki bütün daireleri gezdirir. Her dairedeki sorumlu ile görüştürür, o dairenin işleyişini resmen gösterir. Böylece hem o vekilin yetkisini bütün görevlilere tasdik ettirir, hem de bütün mülk halkına bu atamayı ilan etmiş olur.
Mi‘rac hadisesi işte bu temsilin kâinat çapındaki karşılığıdır.
Her bir peygamber, ilâhî isimlerden bir veya birkaçına daha fazla mazhar olmuş; o isimlerin tecelli ettiği bir rubûbiyet dairesinde vazife yapmıştır. Hz. Musa (as) celâl ve şeriat cihetinde, Hz. İsa (as) ruh ve rahmet cihetinde, Hz. İbrahim (as) tevhid ve halîliyet cihetinde temayüz etmiştir. Hz. Muhammed (asm) ise bütün bu daireleri cem eden, bütün isimlere birlikte mazhar olan küllî peygamberdir.
Mi‘rac gecesinde onun, sema katlarında bu peygamberlerle görüşmesi; bilgi almak için değil, risaletlerin hülâsasını teslim alma ve nübüvvetin mühürlenmesini ilan etme mahiyetindedir. Bu görüşmeler, nezaket ziyareti değil; kozmik bir tasdik merasimidir.
Bu açıdan bakıldığında Mi‘rac:
ferdî bir keramet değil,
gizli bir mânevî hâl değil,
kâinat önünde ilan edilen bir risalet belgesidir.
Ve namaz…
İşte bu büyük hakikatin her mü’min için günlük hayata indirilmiş özetidir. Namaz, Mi‘racın hediyesi olduğu kadar, Mi‘racın mânâsını her gün yeniden yaşamaktır.
Belki de kandil gecelerinde sormamız gereken soru şudur:
Mi‘racı sadece hatırlıyor muyuz, yoksa namazla onun mânâsına gerçekten muhatap olabiliyor muyuz?