Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Düşmanım kanatlarım! (Etrafımız tavuslarla dolu)

Yazının Giriş Tarihi: 06.02.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.02.2026 15:26

Bugün Nehcü’l-Belâğa’da Hz. Ali’nin Tavus Hutbesi’ne rastladım.

Kelimeler ilerledikçe bir kuş değil, sanki insan anlatılıyordu.

Renk, ahenk, ihtişam…

Ve hemen ardından, hikmetli bir kırılma:

Güzellik var ama uçuş yok.

Süs var ama kudret kırık.

Bu satırların ardından, Hakîm-i Senâî’nin o müthiş beyti düştü aklıma:

Tavusu gördüm, kanatlarını yoluyordu;

“Yapma,” dedim, “kanatların ne süslü, ne parlak.”

Zarî zarî ağladı da dedi ki:

“Ey Hakîm, sen bilmiyorsun…

Benim düşmanım bu kanatlar.”

İşte bu iki metin —

biri Hz. Ali’nin belâgatinden,

biri Senâî’nin hikmetinden —

içimde derin bir ruh hâli uyandırdı.

Şunu hissettim:

İnsan çoğu zaman düşmanını uzakta arıyor.

Hâlbuki en tehlikeli düşman,

bazen insanın en sevdiği tarafıdır.

Tavusun avcıya hedef oluşu,

ayaklarından değil;

kanatlarındaki parıltıdandır.

Avcı, sesi duyar ama

renge nişan alır.

İnsan da öyledir.

Kimi ilmiyle ele verir kendini,

kimi makamıyla,

kimi diliyle,

kimi de “ben buyum” dediği meziyetiyle…

Hz. Ali, tavusu anlatırken boşuna demiyor:

Ona güzellik verilmiş,

ama uçma kudreti ondan alınmıştır.

Zira her yükseliş selamet değildir.

Bazen insanı kurtaran şey,

uçmak değil;

kanadını katlamayı bilmektir.

Bugün çağımız,

kanatlarını seven ama

avcıyı unutan tavuslarla dolu.

Görünmek istiyoruz ama korunmuyoruz.

Parlıyoruz ama sakınmıyoruz.

Her nimeti sergilenmesi gereken bir başarı sanıyoruz.

Oysa hikmet şudur:

Her süs taşınmaz.

Her parıltı gösterilmez.

Her kanat açılmaz.

Ve Hz. Ali’nin tavus hutbesi,

asırlar ötesinden insanın kulağına eğilip şunu fısıldar:

“Allah ona renklerin güzelliğini verdi,

fakat uçmanın kudretini ondan aldı; ta ki süs, onu azdırmasın.”

Demek ki güzellik bir imtihandır.

Şükürle taşınmazsa, nimet avcıya dönüşür.

Ve insan, farkına varmadan kendi kanatlarıyla vurulur.

Her verilen nimeti bu kategoride değerlendirmek gerekir.

Nimet, şükür ister; şükür de nimeti muhafaza eder.

Şükür terk edilirse, nimet nimet olmaktan çıkar, istidraç olur.

Ve çok çarpıcı bir hakikat var:

İnsan çoğu zaman düşmanıyla değil, nimetleriyle imtihan edilir.

Firavun’u Firavun yapan zulmü değil, nimetle gelen benliktir.

Çünkü imtihan, sadece yoklukta değil; belki daha çok varlıkta gizlidir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.