İlâhî adaletin tecellisi karşısında hiçbir beşerî güç dayanamaz. Bugün, kibirle dünyaya hükmettiğini sanan Siyonizm’in kendi eliyle hazırladığı akıbetine doğru hızla sürüklendiğine şahit oluyoruz.
"Allah bir kavme kötülük diledi mi, artık onu geri çevirecek kimse yoktur." (Ra’d, 11)
Bu ayet, tarihin değişmez yasasını ilan eder: Zulüm üzerine bina edilen hiçbir sistem, ne kadar güçlü görünürse görünsün, ebedî olamaz. Bugün bu yasa, “İsrail” denilen zalim yapının üzerinde işlemeye başlamıştır.
Yıllardır ekonomik, askerî, siyasî ve medyatik ağlarla dünyayı yönlendiren Siyonizm, birçok ülke yönetimini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdi. Dünya kamuoyunda hesap sorulamaz bir konuma ulaşmışlardı. Fakat Rabbimizin bir başka ayeti, bu güç vehmini boşa çıkarıyor:
"Onlardan öncekiler de hile yapmıştı. Fakat bütün tuzaklar Allah’ındır. Allah, herkesin kazandığını bilir. Kâfirler yakında bu yurdun sonunun kimlere ait olduğunu bilecekler." (Ra’d, 42)
Gazze’de işlenen vahşet, görünürde mazlumun felaketi gibi dursa da aslında zalimin sonunu hazırlayan bir ilâhî vesiledir. Bütün dünyada yükselen vicdan sesi artık sadece Gazze için değil, insanlık için yankılanıyor. Farklı ülkelerde, farklı dillerde milyonlarca insan, yöneticilerini ve sistemleri sorguluyor.
İşte bu, Rabbimizin “mekr”ine, yani planına işaret eden bir tecellidir.
Siyonist düzenin kurduğu fildişi kuleler yıkılmaya başladı. Ekonomik itibarları sarsıldı, siyasî destekleri zayıfladı, medyatik büyüleri çözüldü. Artık çığ düşmüştür — ve bu çığın önünde hiçbir beşerî güç duramayacaktır.
Rabbimiz hikmetiyle mühlet verir ama asla ihmal etmez.
Gazze’de akan her damla kan, zalimin tahtını sarsan bir adalet çağrısına dönüşmüştür.
Kur’an’da, mazlum ve muztar kalan kavimlerin ilâhî adaletin tecellisi için içten yakardıkları o dua, bugün bizim dilimizde yeniden yankılanıyor.
Biz de 22. yüzyıl milletleri olarak aynı yakarışla Rabbimize yöneliyor, o Kur’anî duayı terennüm ediyoruz, yalvarıyoruz, yakarıyoruz:
“Rabbimiz! Bizi zalim kavimlerin elinden kurtar.” (A’râf, 47)