Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Normalleşen yanlışlar çağı

Yazının Giriş Tarihi: 01.02.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 31.01.2026 15:13

Bir toplum çürürken gürültü yapmaz. Ne sirenler çalar ne de alarmlar devreye girer. Çürüme sessizdir; önce kelimeler yozlaşır, sonra değerler, en sonunda insanlar. Bugün yaşadığımız tam olarak budur: gürültülü bir suskunluk, kalabalıklar içinde büyüyen bir çürüme.

Artık ayıp diye bir kavram yok. Utanmak, çağ dışı bir refleks gibi görülüyor. Yalan söylemek “akıllılık”, hakkını yemek “ticari zeka”, susmak ise “uyum sağlamak” sayılıyor. Doğru olan değil, işine gelen kazanıyor. Yanlış yapan değil, yakalanan suçlu ilan ediliyor. Ve en acısı da şu: buna kimse gerçekten şaşırmıyor.

Toplumun büyük bir kısmı, ahlaki pusulasını çoktan kaybetmiş durumda. İyilik safdillik, dürüstlük beceriksizlik, adalet ise romantik bir hayal olarak görülüyor. Çocuklar rol model olarak bilge insanları değil, bağıranları; üretenleri değil, teşhir edenleri; düşünenleri değil, gösteriş yapanları izliyor. Sonra da “bu gençlik nereye gidiyor?” diye soruyoruz. Cevap basit: Biz nereye gittiysek oraya.

Sosyal medya, bu yozlaşmanın en parlak vitrini. Herkes mükemmel, herkes mutlu, herkes haklı. Ama kimse samimi değil. Acılar bile filtreli, öfkeler bile trend hesaplı. Düşünmek zahmetli, sorgulamak riskli, itaat etmek ise konforlu. O yüzden çoğunluk düşünmüyor, sadece tekrar ediyor. Birilerinin söylediğini alkışlıyor, birilerinin hedef gösterdiğini linç ediyor.

Daha vahimi, bu yozlaşmayı eleştirenler bile zamanla sisteme benziyor. Karşı çıktığını söylediği şeyin bir kopyasına dönüşüyor insan. Çünkü bu düzen, ya seni kendine benzetiyor ya da dışarı atıyor. Orta yol yok. Ya susacaksın ya da yalnız kalacaksın.

Adalet duygusu zayıfladığında, merhamet de çürür. Bugün başkasının başına gelen haksızlık, “bana dokunmuyor” diye görmezden geliniyor. Ama yarın sıra sana geldiğinde, etrafında kimseyi bulamıyorsun. Çünkü herkes kendi sessizliğinin bedelini ödüyor.

Bu bir çöküş hikâyesi ama aynı zamanda bir tercih meselesi. Çünkü toplum dediğimiz şey soyut bir kavram değil; sensin, benim, biziz. Her “bana ne” dediğimizde, her haksızlığı sineye çektiğimizde, her yanlışta susmayı seçtiğimizde bu yozlaşmaya bir tuğla daha koyuyoruz.

Belki de asıl soru şu: Toplum ne zaman bozuldu değil, biz ne zaman vazgeçtik? Doğrudan, vicdandan, ahlaktan ne zaman bu kadar kolay feragat ettik?

Çürüme kaçınılmaz değil. Ama konfor uğruna sessizliği seçenlerin olduğu yerde, iyileşme de tesadüf olmaz. Ya bedel ödemeyi göze alacağız ya da bu yozlaşmayı “normal” diye adlandırıp yaşamaya devam edeceğiz.

Ve tarih şunu defalarca gösterdi: Çürümeyi normalleştiren toplumlar, sonunda o çürümenin altında kalır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.