Nezaket, bu çağda neredeyse bir kusur gibi görülüyor. Kibar olan “fazla iyi”, saygılı olan “silik”, ölçülü konuşan ise “özgüvensiz” ilan ediliyor.
Oysa nezaket, zayıflığın değil; kendini kontrol edebilmenin, karşısındakini insan yerine koyabilmenin en açık göstergesidir. Fakat bugün bu erdem, hızla değersizleştiriliyor ve yerini kaba bir pervasızlığa bırakıyor.
İnsanlar artık nasıl konuştuğuna değil, ne kadar yüksek sesle konuştuğuna bakıyor. Kırıcı ifadeler, incitici cümleler ve hoyrat tavırlar “dürüstlük” adı altında sunuluyor.
“Ben buyum” cümlesi, karşısındakini ezmenin kalkanı hâline gelmiş durumda. Oysa bu bir doğallık değil; açık bir saygısızlıktır. Kendini olduğu gibi göstermek, başkasını hiçe sayma hakkı vermez.
İkili ilişkilerde nezaket, en çabuk tüketilen değerdir. İlk başta dikkat edilen sözler zamanla sertleşir, ses tonu yükselir, empati yerini sabırsızlığa bırakır.
Teşekkür etmek gereksiz, özür dilemek gurur kırıcı sayılır. Sonra da insanlar ilişkilerin neden soğuduğunu, neden mesafelerin arttığını sorgular. Cevap basittir: Nezaket gittiğinde, bağlar da çözülmeye başlar.
Daha da vahimi, kaba olanlar “net ve güçlü”, nezaketli olanlar ise “rol yapan” ya da “samimiyetsiz” olarak damgalanır.
Oysa gerçek samimiyet, düşünmeden konuşmak değil; düşünerek konuşabilmektir. Nezaket, gerçeği saklamak değildir. Nezaket, gerçeği karşısındakinin onurunu incitmeden dile getirebilmektir. Bunu başaramayanlar, dürüst değil; sadece kontrolsüzdür.
Toplumun geneline yayılan bu hoyrat dil, ilişkileri zehirlemekle kalmıyor, insanları da yalnızlaştırıyor. Herkes haklı olma peşinde, kimse anlayışlı olma derdinde değil.
Empati zayıflık sanılıyor, incelik küçümseniyor. Sonra da insanlar “kimseye güven olmuyor” diye yakınıyor. Oysa güven, nezaketle başlar. Nezaketin olmadığı yerde güven tutunamaz.
Nezaketin alay konusu olduğu bir çağda yaşıyoruz ama bunun bedelini hep birlikte ödüyoruz. Yalnızlaşan insanlar, yüzeyselleşen ilişkiler, hızla tükenen bağlar…
Bunların hiçbiri tesadüf değil. Nezaket kaybolduğunda sadece kelimeler sertleşmez; kalpler de körelir. Ve körelen kalpler, ne sevmeyi bilir ne de sevilmeyi.
Belki de bugün en radikal duruş, nezaketli kalabilmektir. Çünkü bu çağda kibar olmak, insan kalmaya direnmek demektir.