Bugün herkes gençlerden şikâyetçi. “Duyarsızlar”, “kopuklar”, “sorumsuzlar” deniliyor. Peki kimse şu soruyu sormuyor: Biz gençleri gerçekten anlamaya çalıştık mı? Yoksa onları sadece kendi doğrularımıza uymadıkları için mi suçladık?
Gençleri topluma kazandırmak istiyorsak önce onları anlamayı öğrenmek zorundayız. Zaman değişti, çağ değişti, iletişim biçimleri değişti. Hâlâ elli yıl öncenin diliyle, yöntemleriyle gençlere seslenmeye çalışırsak sonuç alamayız. Gençlik çağa ayak uydurularak kazanılır; çağı yok sayarak değil.
Ancak burada çok kritik bir denge var. Çağa uyum sağlamak, köksüzleşmek değildir. Gençlere teknolojiyle, dijital dünya ile barışık bir yaşam sunarken; aynı zamanda tarihini, kültürünü, kimliğini de öğretmek zorundayız. Çünkü tarih bilinci olmayan bir gençlik, rüzgârın önündeki yaprak gibidir. Nereye savrulacağı belli olmaz.
Bugün gençlerin uyuşturucuya, alkole, sanal özentilere sürüklenmesinin nedeni sadece bireysel tercihler değildir. Asıl sorun, boşlukta bırakılmalarıdır. Kimliksiz bırakılan, ait olduğu kültürü tanımayan, geçmişiyle bağ kuramayan her genç; başka hayatlara özenir. Ve ne yazık ki bu özenin yönü çoğu zaman Avrupa’ya çevrilir.
Avrupa’ya özenmek… Peki neye? Parlak vitrinlere mi? Özgürlük adı altında yalnızlaşmaya mı? Aile bağlarının çözülmesine mi? Yaşlıların huzurevlerinde unutulmasına, gençlerin kimlik krizleriyle boğuşmasına mı? Avrupa’nın her sunduğu şey “ilerleme” değildir. Avrupa’nın yaşadığı sosyal çöküşü görmezden gelip sadece dış yüzeyine hayran olmak, gençleri büyük bir yanılgıya sürükler.
Elbette dünyayı tanıyalım, elbette farklı kültürleri öğrenelim. Ama bu, kendi kültürümüzü küçümseyerek olmaz. Kendi tarihini bilmeyen bir genç, başkasının hikâyesine figüran olur. Oysa bizim tarihimiz, taklit edilecek değil; örnek alınacak bir derinliğe sahiptir. Bu miras, sloganlarla değil; sağlıklı, samimi ve çağın diliyle gençlere aktarılmalıdır.
Gençleri sadece yasaklarla, baskıyla, nasihatlerle koruyamayız. Onlara güven vererek, sorumluluk alabilecekleri alanlar açarak, fikirlerine değer vererek koruyabiliriz. Aksi hâlde sokaklar, ekranlar ve yanlış rol modeller onları bizden önce sahiplenir.
Bugün gençliği kaybedersek, yarını kaybederiz. Gençleri ya bilinçle donatırız ya da başkalarının bilinçsizliğine teslim ederiz. Tercih bizim. Ama unutmayalım:
Gençlik ihmali affetmez, tarih de unutanları yazmaz.