Zaman zaman edebiyat iklimine girmek, edep nesimi hissetmek, hisleri ve aklı dinlendirmek; yaşadığımız keşmekeşte, sıkışmışlıkta, dağınıklıkta, daralmışlıkta iyi gelir, biraz olsun nefeslendirir, sakinleştirir...
Nedir edebiyat?
Genel bir tabiri olsa da “Edebe ait olmak” derim. İlimden önce edep gelir, o yoksa ilim eksiktir, noksandır, hatta zarar bile verebilir!
Bu tartışmayı bir kenara bırakarak, Tanpınar’dan alıntılayalım: “Bir Nef’î’nin, bir Nailî’nin, bir Nedim’in geçtikleri bir an’ane içinde muvaffak olabilmek için onların yürüdükleri yolu bilmek, yaptıklarını tanımak, çözmek ilk şarttır. Bilmek lâzım, bildikçe kendimizi eski benliğimize yakın olacağız. Yavaş yavaş büsbütün yeni ve yabancının yerini yenileşmiş anane alacak.”
Bu, musikide olduğu gibi diğer edebiyat dallarında, düşüncede, zihinde, mimaride, şehirleşmede, insanî hâllerde de geçerli.
Modernizm buldozeri üzerimizden geçmiş; ne olduğumuzu unutmuş, hafızamızı yitirmiş, yönümüzü şaşırmış, kıbleyi kaybetmişiz... Ağlamayı bile unutmuşuz, vah esefâ!
Öyle ki aşınma hâlâ devam ediyor, tehlikeli boyutlara geldi; barajlarda ne kadar su kaldı tehlikesinden daha öte bir tehlike!
Tanpınar umut da veriyor!
“İhtiyar ve kurumuş zannedilen ağacın dirilme mucizesini görecek nesillerin saadetini düşünüyorum.”
Mucize ve saadet! Gerçekte her an, her gün, her mevsim mucize oluyor; göremiyoruz çünkü bakmıyoruz, körleşmişiz, körletilmişiz!
“Bunu düşüneceksin, böyle düşüneceksin, bunu seveceksin, kurtarıcın bu, düşmanın bu!” Hep zorlama, hep dayatma; hürriyet, çağdaşlık, ilim bilim film lakırdılarıyla dayatma! Dayatmalardan kurtulmadıkça mucize görecek gözümüz açılmaz, saadeti de göremeyiz!
Mazi ile aramıza kalın duvarlar örülmüş; istikbal körü olmuşuz. Ne dostunu iyi biliyoruz ne de düşmanını; bir garip karmaşa içinde, günlük yaşıyor, yüz yıl sonrası için, ebedî saadet için plan yapmıyor, ona göre çalışmıyoruz!
“Birileri yapsın, sistem değişsin, dünya değişsin” bekleme lüksümüz ve zamanımız yok; değişim içte ve derinde başlayacak, dışa ve uzağa taşacak; şehir değişecek, ülke değişecek, dünya değişecek, sanal dünya değişecek!
İtfı içimizde, Sinan içimizde, Yunus içimizde, Mevlânâ içimizde, Fatih içimizde... Uyanmak ve uyandırmak bize düşen vazife; bu da çalışmakla olur, gayretle olur. Orada burada avare gezmekle, kafelerde, sanal dünyada eğlenmekle olmaz!
İhtiyacımız olan şey, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle “yenileşmiş anane”, saadet sonra.
Edebiyat nesiminde teneffüs edecektik, olmadı; yine “gerçeklik” duvarına çarptı, vesselâm.