Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Sonsuzluk izafesi

Yazının Giriş Tarihi: 11.11.2025 06:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.11.2025 10:09

İnsan ölümlü bir varlıktır, ölüme çare yoktur. Doğmak gibidir ölmek, ölmek gibidir doğmak… Kaf Dağı’nın ardına gitsen de, galaksilerin koynuna saklansan da bulur seni; merhaba der, götürür!
Nefes almaya başladığın anda tiktaklar işlemeye başlamış, geri sayıma geçilmiştir. Son bir bakıma yakın, bir bakıma uzaktır! Vehmi bir ebediyet yaşatır; saati bilmemek zamanı uzun zannettirir.

İstisnai bir durum değildir ölüm. Bu zamana kadar ölüm engelini aşmış yoktur, bundan sonra da olmayacaktır. Bu kadar kat’i bir gerçekliktir… Güneşin doğması ve batması, yaz ve kış, uyumak ve uyanmak kadar kat’i…

Hem ölüm insana mahsus değildir; nefsi olan her şey o lezzeti tadacaktır. Yıldızlar bile doğar, ölür; kelebekler de öyle, karıncalar da, kediler de, kuşlar da, çiçekler de…
Yunus ne güzel söylemiş: “Sordum sarı çiçeğe sizde ölüm var mıdır? Çiçek ey derviş baba, ölümsüz yer var mıdır?”

Gerçekte her an ölüyor, doğuyoruz; bütün kâinatla birlikte… Saniyenin on binde biri gibi bir zamanda gerçekleşiyor bu hâl. Örneği, yanan ampul: Saniyede altmış defa yanıp sönüyor ama biz onu hep yanıyor zannediyoruz.

Hayata nefes almak kadar, ölüme nefes verememek kadar yakınız. Bir an öncesi ve bir an sonrası yok; kalın bir duvar gibi… O kalın duvarı aynaya dönüştürüyor, geçmiş ve geleceği genişletiyoruz.

Hayret ve sevgi hislerimizi başka yerde kullandığımızdan muhteşemliği duymuyor, görmüyor, hissetmiyor; hayatı heder ediyoruz. “Nasihat istersen ölüm yeter” bizi uyandırmıyor, ayartılardan ayıltmıyor…
Ne büyük gaflet!

İnsanı bilmiyor, hayatı bilmiyor, ölümü bilmiyoruz; hikmete ulaşamıyor, hakikate erişemiyoruz bu yüzden. Ölüm gelip perde açılınca geç kalınmış olunuyor!

Hayatın şifresi ölümdür; o şifreden korktuğumuzdan, kaçtığımızdan hayatı anlayamıyor; çürük şeylerle meşgul oluyoruz. Çürüyecek şeye sevgiyi bağlıyor, sonra ağlıyoruz!

“Sen ölmedin, ölümsüzsün” kurtarmıyor…

Kurtarıcı beklemek değil, “Nuh’un Gemisine binmek” mesele. O sıradan bir gemi değil; hakikat gemisi… Ölümü, hayatı vereni bilmiş; hayatı ona göre tanzim etmişlerin gemisi… Dev dalgalar bir zarar verememiş; gemi selametle yürümüş ve duracağı yerde durmuştur.

Sonsuzluğu bir insana izafe etmek, sonsuzluk kadar uzak bir şey; hakikatse bize çok yakın!

Kulağımızı açmamız, gözümüzü açmamız, aklımızı kullanmamız, vicdanımızı işletmemiz, gönlümüzü çalıştırmamız lazım; yoksa gaflet dalgaları alıp götürür, karanlık çok karanlık yere…

Kimsesiz ve yalnız ne yapılır o yerde…

Bir de bütün yaptıklarının hesabını vermek var, vesselam.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.