Her şeyi kararında yapmak; denge hâline dikkat etmek, ölçüyü kaçırmamak, uçlardan uzak durmak, kalp ritmini yakalamak ve fıtrî akışta seyretmek…
Ne kadar güzel, ne kadar doğru. Ancak “demek” ile “yaşamak” arasında her zaman bir mesafe vardır. Belki bu da hayatın doğasında var. Mesele, o açıklığı büyütmemek; açıldığında ise küçültmenin yolunu aramak… Daha sahici, daha samimi olan da sanırım budur.
Şimdilerde “fabrika ayarları”, “resetlemek” gibi ifadeler kullanıyoruz. Teknolojiyle birlikte yeni kelimeler, yeni kavramlar hayatımıza giriyor. Dil de bir akış hâlinde; tıpkı gönül gibi… Gönül denizi bazen dalgalı, bazen dümdüz ve sakindir. Hâlden hâle girer, dengesini arar.
Mideye gereğinden fazla yemek doldurulduğunda rahatsızlık baş gösterir; hazımsızlık olur, diğer organlar da bundan etkilenir. Oysa hava, su ve besin dengesi sağlandığında, tabiri caizse vücut çarkları uyum içinde çalışır ve sıhhatli bir hayat mümkün olur.
Söz de böyledir. “Söz gümüşse sükût altındır” boşuna söylenmemiştir. İnsan ilişkilerini bozan en önemli sebeplerden biri, yerinde ve ölçülü konuşmak yerine düşünmeden konuşmak değil midir?
Söz böyleyse, göz de öyledir. Hatta daha da korunması gereken bir yerdedir. Gönül, gözün gördüğünden etkilenir; bu etki dile yansır, hisler harekete geçer, insanın iç kimyası değişir.
Teknolojiyle birlikte görselliğin saltanatı zirve yaptı. Her video bir şekilde etkiliyor; çoğu zaman olumsuz etkiliyor. Farkında değiliz, çünkü alışkanlık hâline geldi. Dahası, bu alışkanlığı birbirimize de teşvik ediyoruz. “Beğenmezsen darılırım” denmese bile, iş çoğu zaman oraya varıyor.
Elbette teşvik edilecek şeyler de var. Ancak pek çok kişi bunu kazanç ve şöhrete dönüştürmek isteyince, ortaya bir yozlaşma çıktığı da inkâr edilemez. Adeta önüne kattığı her şeyi sürükleyen bir sel gibi… Küreselleşme, globalleşme deniyor; ama dünyanın büyük bir kısmını da zehirliyor.
“Dozunda zehir ilaçtır, dozunu aşan ilaç zehirdir” sözü, teknoloji ve özellikle akıllı telefonlar için de geçerli olmalı. Haber izlemek bile masum değildir; eğer yapılacak hayırlı bir işi engelliyorsa, o da zehire dönüşür. Deva dengededir. Bunu ayarlayacak olan da kendini bilen insandır; kararını verir ve uygular.
Gönül ritmi yakalanmış, akıl istikamet kazanmış, hisler kararını bulmuşsa; mutluluğun ötesinde bir huzur hâline ulaşılır. Zaman zaman hepimiz bu hâli yaşarız. Mesele, bunu sürekli kılmak ve düşüşleri azaltabilmektir. Ne var ki çoğu zaman bu hâlden uzak yaşar, hayatı heder ederiz.
Sessizce yürümek varken gürültü çıkarırız. Küçük adımlarla güzellikleri seyretmek gerekirken, gereksiz şeylerle gönül ekranını kirletir, aklı boş meşgalelerle doldururuz. “Sele kapılır”, “çivisi çıkmış dünya”dan şikâyet ederken, önce kendi çivimizi sökeriz.
Başka bir dünya yok. “An”ın tekrarı da, “öte dünya”ya hazırlık da bu hayatın içinde…
Vesselâm.