Hava Durumu

Adalet ve cezanın fert ve toplum hayatındaki rolü

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2024 06:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.02.2024 16:49

Adalet devletin ve düzenin temelidir. Adaletin olduğu yerde adâvet olmaz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Devletsiz düzen olmaz. Ancak devlet tek başına kutsal değildir. Devlet insan için vardır ve insana hizmet etmekle yükümlüdür.

Adalet; Hak ve hukuka uygunluk, hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme. Adil olma durumudur. Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması.Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme olarak tanımlanır.

İnsanın karşılanmasına ihtiyaç duyduğu en önemli hususlardan biri de, içerisinde yaşadığı toplumda ve çevrede güven içerisinde bulunduğundan emin olma durumudur. İnsan sosyal bir varlık olması dolayısıyla toplum içinde birlikte ve müşterek yaşama mecburiyetindedir. Toplu yaşamaktan dolayı istenmese de bir takım anlaşmazlıklar meydana gelebilmekte ve dolayısıyla suç işlenmesi söz konusu ve bu da suç korkusunun doğmasına neden olmaktadır.  Bu durumda toplumun ve ferdin güvenliğinden sorumlu kurumlar ve yasalarla, ferdin ve toplumun güvenliğinin sağlanması gerekir. Gelişmişlik durumu, kültür seviyesi ve yönelimleri ne olursa olsun bütün toplumlarda suç ve suçlu her zaman olmuştur ve olacaktır. Bunun için suçluları cezalandırma düşüncesi ve uygulaması, insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri süregelen bir olgudur.

Tarihi süreçte toplumlar, suç oranını düşürmek ve işlenen suçların sebep olduğu zararları en aza indirmek için gayret sarf etmişlerdir. Suçlara verilen ceza, bazen işlenen cürüme denk olabildiği gibi, bazen de suçlunun işlediği cürümden daha ağır bir cezaya çarptırma şeklinde gerçekleşmiştir.

İnsanı yaratan ve onu en iyi bilen Rabbimizin belirlediği cezalar daima adalet ve denklik ilkesi üzerine kurulmuş, kişi ve toplumun maslahatına uygun olmuştur.

İslam’da adalet prensibi gereğince, haksızlığın ve zulmün her türlüsü yasaklanmıştır. Peygamberimiz müslümanın zulümden sakınması gerektiğini, zulmün, kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacağını, insanların yaptıkları haksızlıkların hesabını mutlaka kıyamet gününde vereceklerini, zulmedenlerin hesaba çekileceğini, hak sahiplerinin mağdur edilmeyeceklerini haber vermiştir. Hukukun en temel gayelerinden biri toplumun fertleri arasında güven ve huzur ortamının oluşmasıdır. Güven ve huzur ortamına kavuşmamış toplumlar kalkınamaz ve çağdaş gelişimi yakalayamaz. İslam hukuku da bu gerçekten hareketle, toplum güvenini tehdit edecek her türlü suça, caydırıcı ve önleyici cezalar tespit etmiştir.

İslam hukuku koyduğu prensiplerle bir taraftan ferdin haklarını korumayı, diğer taraftan da kamu düzenini sağlamayı ve sürdürmeyi amaçlamıştır.

Toplumun ve bireyin güvenliği mevzu olunca, ceza hukuku devreye girer ve ceza hukukunun görev ve amacı, Islah edici olmak, toplumsal ve sosyal barışı sağlamak, suç işlenmesini önlemek, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini ve hukuk devletini korumaktır. Bu açıdan ülkemizde olup bitenleri değerlendirdiğimizde, cezalar suç işlenmesini önlemede ne kadar etkili ve ne kadar caydırıcı olabiliyor.

Cezayı etkin kılan cezanın ağırlığı değil, cezanın mutlaka uygulanacağı beklentisidir. Ne yazık ki cezaların uygulanmasında başarılı değiliz. Ceza kanunlarında çok sık yapılan değişiklikler, cezanın suçların işlenmesine karşı istenilen önleyici etkiyi gerçekleştirmesini güçleştiriyor. Hükmolunan bir ceza mutlaka etkin şekilde uygulanmalı. Aksine bir tutum ve toplumda oluşan beklenti, cezanın caydırıcı fonksiyonunun azalmasına sebebiyet verdiği şeklinde bir görüş kamuoyunda kabul görmüş durumdadır. Bu yüzden adalete güvenin sarsıldığına işaret edilmektedir.

Halk arasında cezanın etkin şekilde uygulanmayacağına ve bir çıkış yolunun mutlaka bulunacağına yönelik beklenti oluşmuştur. Bu durum suç işleme eğiliminde olanı teşvik ediyor. Suç işleyen, 'Yakalanmayabilirim, yakalansam da ceza çekmeyebilirim ya da cezaevinde biraz kalır çıkarım' diye düşünüyor. Bugün Ülkemizin  içinde bulunduğu kaosun en önemli nedeni olan bu algının mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Ayrıca toplumda bazı suçlar da normalleştirildi, ahlaken meşrulaştırıldı. Örneğin Avrupa'da sağlık çalışanları gerçeği yansıtmayan rapor veremez, çünkü böyle bir davranışın cezasız kalmayacağını bilir. Ülkemizde de aynı anlayış egemen kılınmalı. Kişi bir suç işlemiş ise cezasını eksiksiz çekeceğini, toplumun da kendisini kınayacağını bilmeli, bu bilinç toplumsal hafızaya işlenmeli. Bunun için önce adi suçlara bir daha kesinlikle af getirilmemeli ve cezaların istisnasız uygulanması sağlanmalı. Avrupa'da yaşayanların kurallara uymasındaki en büyük faktör, cezanın kararlılıkla uygulanacağına olan inançtır. Ülkemizde ise cezalar ne kadar caydırıcı olabiliyor. Suçluların almış olduğu cezalar, toplum vicdanını ne kadar tatmin ediyor. Adalet gerçek manada yerini buluyor ve tecelli etmiş oluyor mu? Ülkemizde son yıllarda ki kadın cinayetlerine bakıldığında cezaların caydırıcılığından bahsetmek pek mümkün olmamaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2020 yılından itibaren kadın cinayetlerinin yanı sıra şüpheli kadın ölümü verilerine de  yer vermeye başladı. Bu platformun verilerine göre, son 10 yılda 4.197 kadın cinayetler sonucunda hayatını kaybetti. İçişleri Bakanlığının verilerine göre de 2009’dan 2022’ye kadar cinayet sonucu hayatını kaybeden erkek sayısı 12.311, kadın sayısı ise 2.810’ dur.

Adaletin bulunduğu ülkelerde, halkın en kötü yönetimlere dahi tahammül ettiği görülmüştür. Kimi durumlarda, devletin kuruluşunda, hükümetin işleyişinde kusurlu durumlar bulunabilir. Böyle durumlarda, adalet sosyal bünyeyi sağlıklı tutarak devletin işleyişindeki kimi aksaklıkları toplumun tolere etmesine yardımcı olur. Toplumumuzda adalet kavramına öyle büyük bir güven vardır ki, insanımız bu güveni; “şeriatın (adaletin) kestiği parmak acımaz” özdeyişi ile adeta vecizeleştirerek adalete ne denli bel bağladığını ve güvendiğini ya da güvenmek isteğini vurgulamak istemiştir. Ancak bu güven herhangi bir şekilde kaybolur da adalet de haysiyetini ve onurunu yitirse, toplumu bir arada tutan sosyal bağ kopar; toplumda, “kanunlar değil, insanlar insanları cezalandırıyor” düşüncesi egemen olur, adaletin kestiği parmaklar acımaya başlar, toplumda kaos yaygınlaşır ve tüm bunların sonucunda da hiç kuşkusuz devletin temeli çöker.

Belirtmek gerekir ki, adalet kavramı ideal olarak, hem kanun koyma işlerinde ve hem de kanunun uygulanmasında rol oynamaktadır. Örneğin, hakim, hüküm verirken adil olmak zorundadır denilmektedir. Ancak ne var ki, sadece hakim ya da yönetici değil, kanun koyucu da hukuk kurallarını ihdas ederken adalet idealine uygun hareket etmelidir. Başka bir anlatımla, hem hukuku şekillendirenler ve hem de onu uygulayanlar adalet ülküsünü gerçekleştirmekle yükümlüdürler.

Kasten bilerek ve planlayarak öldürme suçunu işleyerek insan öldürenlerin, yaşama hakkı olmaması gerektiği görüşü fert ve topluma egemen olmuş bir kanaattir.

Rabbimiz buyurur ki; Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.