Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Osmanlı

Bursa Hayat Gazetesi - Osmanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa’nın "fetih ruhu" sanatla yaşatıldı Haber

Bursa’nın "fetih ruhu" sanatla yaşatıldı

Bursa’nın fethinin 700. yıl dönümü kapsamında Yıldırım Belediyesi tarafından düzenlenen “Fetih Sergisi”, ziyaretçilerine kapılarını açtı. Hat, tezhip, minyatür ve ebru sanatlarından oluşan eserlerin yer aldığı sergide, Osmanlı estetiğini yansıtan çalışmalar büyük ilgi gördü. Bursa’nın kültürel geçmişine ışık tutan eserler, geleneksel sanatların zarafetini günümüz yorumuyla bir araya getirirken, Osmanlı estetiğini ortaya koyan çalışmalar serginin tarihi ve sanatsal yönünü yansıttı. “Fetih Sergisi”nin açılışında konuşan akademisyenler ve protokol üyeleri, geleneksel Türk sanatlarının taşıdığı kültürel mirasa, sanatın dönüştürücü gücüne ve genç sanatçıların emeğine dikkat çekti. Açılış konuşmasını yapan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursa’nın fethinin 700. yılının önemli bir anlam taşıdığını belirterek, “Bu şehir sadece tarihiyle değil, kültürü ve medeniyet birikimiyle de çok özel bir yere sahip.” dedi. Sergideki eserlerin kadim medeniyet anlayışını yansıttığını ifade eden Yılmaz, genç sanatçıların yetişmesinden memnuniyet duyduklarını dile getirdi. “SANAT KÖKLERLE BAĞ KURMALI” Bursa Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. İbrahim İmran Öztahtalı, sergide yer alan çalışmaların büyük emek ve sabırla hazırlandığını belirtti. Sanatın insanı geliştiren güçlü bir alan olduğunu ifade eden Öztahtalı, geçmişle bağ kurmanın önemine vurgu yaparak, “Köklerini unutan bir insanın geleceğe güvenle yürüyebilmesi mümkün değildir.” dedi. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Ali Sait Liman ise sergide toplam 73 eserin bulunduğunu belirterek çalışmaların büyük bölümünün üçüncü ve dördüncü sınıf öğrenciler tarafından hazırlandığını söyledi. Genç sanatçıların ortaya koyduğu eserlerin geleceğe umut verdiğini kaydeden Liman, emeği geçen akademisyen ve öğrencileri tebrik etti.

Aralık Han: Bursa’nın kalbinde unutulmaya yüz tutan sessiz tanık Haber

Aralık Han: Bursa’nın kalbinde unutulmaya yüz tutan sessiz tanık

Bursa’nın en yoğun ticaret noktalarından biri olan Tahtakale bölgesinde yer alan Aralık Han, her gün binlerce kişinin önünden geçtiği halde çoğu zaman fark edilmeyen tarihi yapılardan biri olarak dikkat çekiyor. Dar sokakların içinde sıkışıp kalan han, geçmişten bugüne ulaşan ticaret kültürünün sessiz tanığı olmayı sürdürüyor. OSMANLI TİCARET AĞININ MÜTEVAZI PARÇASI Osmanlı döneminde hanlar, yalnızca konaklama ve depolama alanı değil; üretim, ticaret ve zanaatın bir arada yürütüldüğü çok işlevli yapılar olarak kullanılıyordu. Tahtakale hattı ise bu ekonomik sistemin en yoğun merkezlerinden biri olarak ipekten baharata, zanaattan günlük ticarete kadar geniş bir ticaret döngüsüne ev sahipliği yapıyordu. Aralık Han da bu büyük sistemin daha küçük ama işlevsel parçalarından biri olarak inşa edildi. ZAMANLA İŞLEVİNİ YİTİREN TARİHİ YAPI Modern perakende anlayışının gelişmesi ve şehir içi ticaretin farklı merkezlere kaymasıyla birlikte hanın kullanım alanı giderek azaldı. Bir dönem dükkân ve depo olarak aktif şekilde kullanılan yapı, zamanla sessizliğe bürünerek yalnızca geçiş noktası gibi algılanan bir mekâna dönüştü. MÜTEVAZI OSMANLI MİMARİSİNİN ÖRNEĞİ Aralık Han, büyük avlulu hanlardan farklı olarak daha kompakt bir mimari anlayışla inşa edildi. Alt katlarda ticari kullanım alanları, üst katlarda ise küçük oda düzeniyle oluşturulan yapı, dönemin ekonomik ihtiyaçlarına göre şekillenen çok katmanlı bir sistem sunuyordu. Bu yönüyle Tahtakale’nin yoğun kent dokusuna uyum sağlayan özgün bir mimari örnek olarak değerlendiriliyor. KENT BELLEĞİNDE SİLİKLEŞEN BİR MİRAS Bugün yapı, çevresindeki yoğun ticaret hareketliliğine rağmen kendi içine kapanmış bir görüntü veriyor. Uzmanlara göre Aralık Han, yalnızca mimari bir yapı değil, aynı zamanda kentin ekonomik ve sosyal geçmişini yansıtan önemli bir tarihsel belge niteliği taşıyor. Ancak bu değer, modern şehir hayatının hızında giderek daha az fark edilen bir hatırlatmaya dönüşmüş durumda. SESSİZ AMA ÖNEMLİ BİR TARİH TANIKLIĞI Tahtakale’nin dar sokaklarında varlığını sürdüren Aralık Han, Bursa’nın ticaret geçmişine ışık tutan sessiz bir yapı olarak ayakta kalmaya devam ediyor. Kent uzmanları, bu tür yapıların korunmasının yalnızca mimari değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel hafızanın geleceğe taşınması açısından da büyük önem taşıdığını vurguluyor.

Bursa’da yüzyıllık han için koruma çağrısı Haber

Bursa’da yüzyıllık han için koruma çağrısı

Bursa’da Hanlar Bölgesi’nde yer alan Eskişehir Hanı, geçirdiği mimari dönüşümler ve günümüzdeki kullanım biçimiyle yeniden tartışma konusu oldu. Sanat tarihçisi Selimcan Yelseli, yapının tarihsel geçmişi, mimari özellikleri ve restorasyon sürecine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Yelseli’ye göre han, 1517 yılında Davut Paşa tarafından inşa edildi ve Osmanlı döneminde İpek Yolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri olarak kullanıldı. Yapı; konaklama, ticaret ve sosyal yaşamı bir arada buluşturan vakıf sistemi içinde önemli bir rol üstlendi. YANGINLAR VE DEPREM YAPININ KİMLİĞİNİ DEĞİŞTİRDİ Tarih boyunca çeşitli afetler nedeniyle ciddi hasarlar gören hanın, özellikle 1530 ve 1765 yıllarındaki yangınlarla büyük kayıplar yaşadığı belirtildi. 1855 Bursa depreminin ise yapının fiziksel bütünlüğünde önemli kırılmalara neden olduğu ifade edildi. yüzyılda gerçekleştirilen müdahalelerle birlikte yapının mimari karakterinde belirgin değişimler yaşandığını aktaran Yelseli, hanın zaman içinde özgün Osmanlı kimliğinden uzaklaşarak çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü söyledi. KLASİK OSMANLI HANLARINDAN AYRILIYOR Eskişehir Hanı’nın geleneksel Osmanlı han mimarisinden farklı özellikler taşıdığına dikkat çeken Yelseli, yapının iki katlı açık avlulu klasik sistem yerine daha geç dönem şehir hanı anlayışına yakın olduğunu belirtti. Bugün ayakta kalan bölümlerde 19. yüzyıl Bursa sivil mimarisinin etkilerinin görüldüğünü ifade eden Yelseli, özellikle ahşap taşıyıcı sistem ve hımış tekniğinin yapının dikkat çeken unsurları arasında yer aldığını kaydetti. 2011-2015 yılları arasında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının bazı özgün mimari izleri koruduğu ancak uygulama sürecinin eleştirildiği belirtildi. Hanın daha sonra butik otele dönüştürülmesi ise koruma anlayışı açısından tartışmaları beraberinde getirdi. Yelseli, tarihi yapının turizm odaklı kullanıma açılmasıyla birlikte kamusal hafıza ve vakıf kimliğinin geri planda kaldığını ifade etti. Yapının bugün daha çok ticari bir işletme mantığıyla kullanıldığını belirten Yelseli, bunun uluslararası koruma ilkeleriyle tam anlamıyla örtüşmediğini savundu. “KENT HAFIZASININ ÖNEMLİ BİR PARÇASI” Eskişehir Hanı’nın yalnızca tarihi bir yapı değil, aynı zamanda Bursa’nın ticaret ve kent geçmişini yansıtan önemli bir hafıza mekânı olduğunu vurgulayan Yelseli, gelecekte yapılacak müdahalelerde koruma-kullanım dengesinin daha hassas şekilde ele alınması gerektiğini söyledi.

Bursa'da kadınların vakıf geleneğine katkısı panelde masaya yatırıldı Haber

Bursa'da kadınların vakıf geleneğine katkısı panelde masaya yatırıldı

Bursa Büyükşehir Belediyesi, geçmişten günümüze kaybolan kültürel mirası kayıt altına almak amacıyla başlattığı ‘Bursa Bellek- Kent Söyleşileri’ kapsamında önemli bir etkinliğe daha imza attı. Bursa’nın fethinin 700. yılı etkinlikleri çerçevesinde, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel olarak hazırlanan panelde, Osmanlı Kuruluş Döneminde vakıf kuran kadınlar konu edildi. Kent Tarihi Araştırmaları ve Arşiv Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen panel, Prof. Dr. Mustafa Kara moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panelist olarak Prof. Dr. Hasan Basri Öcalan ve Dr. Öğr. Üyesi Sezai Sevim katıldı. PANELDE KADINLARIN TOPLUMSAL KATKILARI ELE ALINDI Panelde, vakıf kültürü üzerinden kadınların şehir yaşamına, sosyal dayanışmaya ve kurumsal yapıya yaptığı katkılar detaylı bir şekilde tartışıldı. Katılımcılar, Bursa’nın tarihine ve vakıf geleneğine farklı bir perspektiften bakma fırsatı buldu. Etkinlikte, Osmanlı döneminde vakıf kuran kadınların toplumsal dayanışma ve şehir kültürüne etkileri örneklerle anlatıldı. Panel, katılımcılara hem tarih hem de günümüz sosyal yapısı açısından önemli bilgiler sundu. BAŞKANVEKİLİ SALDIZ’DAN KÜLTÜREL HAFIZA VURGUSU Panelin ardından konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mehmet Aydın Saldız, kentleri güçlü kılanın mekanlar veya yapılar değil, kültürel hafıza ve dayanışma kültürü olduğunu vurguladı. Saldız, “Kadınların kent yaşamına, sosyal dayanışmaya ve kurumsal yapıya sunduğu katkıyı ele alan bu söyleşi son derece anlamlı. Geçmişi doğru okumak, bugünü sağlam temeller üzerine kurmamıza ve geleceğe daha bilinçli yürümemize yardımcı olur. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir’ sözü günün önemini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı. Panel sonunda akademisyenlere ve katılımcılara teşekkür amaçlı hediyeler takdim edildi. Etkinlik, toplu fotoğraf çekimiyle sona ererek hem anlamlı hem de görsel olarak zengin bir program olarak kayıtlara geçti.

Bursa'da sandıklardan çıkan tarih! Uluumay Vakfı Müzesi Haber

Bursa'da sandıklardan çıkan tarih! Uluumay Vakfı Müzesi

Uluumay Vakfı’nın envanterinde yalnızca kıyafetler yok; farklı toplulukların yaşam biçimleri, inançları ve geleneklerini yansıtan yüzlerce obje bulunuyor. Koleksiyonda tıp tarihinin öncülerinden Mazhar Osman’a ait madalya, Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin kurucusu Papa Eftim’in tören kıyafeti ve eğitimci Hasan Ali Yücel’in şapkası gibi parçalar öne çıkıyor. Ayrıca başlık parfümleri, Osmanlı zindanlarında yapılmış boncuk işlemeleri ve kişisel hikâyeleri taşıyan başka objeler de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Vakfın arşivinde bulunan 220 tescilli kıyafet, Osmanlı coğrafyasındaki kültürel çeşitliliği adeta görsel bir harita gibi gözler önüne seriyor. Türkmen entarileri, Balkan yelekleri, Arnavut fustanellaları ve Anadolu’nun farklı yörelerine ait kadın kıyafetleri koleksiyonun öne çıkan parçaları arasında. Bu kıyafetler sadece bir giyim kültürünü değil, aynı zamanda yaşanan coğrafyanın sosyal yapısını ve kimliğini de yansıtıyor. Koleksiyonda bulunan bazı objeler, Osmanlı toplumunun gündelik yaşamına dair ilginç ayrıntılar sunuyor. Eski barutluklar, kale tüfekleri, kaybolmaya yüz tutmuş el sanatları örnekleri ve hayvan sevgisini simgeleyen aksesuarlar bunlardan yalnızca bazıları. Tarihî eserler arasında, Yavuz Sultan Selim dönemine ait Memlük kültürüne özgü ince işçilikli mangallar ve Osmanlı beyleri için üretilmiş nadide saatler de dikkat çekiyor. Koleksiyonda dikkat çeken bölümler arasında hamam taslarındaki motifler, oyalarla iletilen mesajlar ve gündelik yaşamda kullanılan küçük eşyalar bulunuyor. Anadolu’da kadınların duygularını oyalar aracılığıyla ifade etme geleneği, sergilenen örneklerle somutlaşıyor. Özellikle gelinlerin başlarına taktıkları oyalarla aile ve toplumsal ilişkilerle ilgili mesaj verdikleri parçalar ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Vakfın yetkilileri, koleksiyonun sadece Türkiye’de değil, uluslararası akademik çevrelerde de büyük ilgi gördüğünü belirtiyor. Çin, Japonya, İngiltere, Amerika, Almanya, Romanya ve Rusya’dan akademisyenler, Bursa’ya gelerek koleksiyonu yerinde incelemek istiyor. Araştırmacılar, Osmanlı’nın farklı toplumları bir arada yaşatabilen kültürel yapısını anlamak için bu tür koleksiyonların önemli bir kaynak olduğunu vurguluyor. BURSA’DA OSMANLI MİRASI: ULUUMAY VAKFI KOLEKSİYONU HALKLA BULUŞUYOR Bursa’nın fethinin 700. yılı kapsamında şehir genelinde çeşitli etkinlikler planlanırken, Uluumay Vakfı da kendi bünyesinde özel bir program hazırlıyor. Feyza Uluumay Gökalp, bu çerçevede koleksiyonun önemli parçalarını yeniden sergileyerek hem Bursa halkını hem de araştırmacıları bir araya getirmeyi amaçlıyor. Etkinlik kapsamında Osmanlı dönemi kıyafetleri, günlük yaşam objeleri ve el sanatları ile birlikte koleksiyonun arkasındaki hikâyeler de ziyaretçilerle buluşturulacak. Amaç, yalnızca tarihî eserleri sergilemek değil, aynı zamanda bu eserlerin taşıdığı kültürel hafızayı aktarmak. Feyza Uluumay Gökalp, Osmanlı döneminde farklı toplulukların bir arada yaşadığı kültürel yapının günümüzde de değerli bir örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Bu mirasın sadece tarihî bir değeri bulunmakla kalmadığı, aynı zamanda kültürel diplomasi açısından da etkili bir anlatım sunduğu belirtiliyor. Feyza Uluumay’a göre, sandıklardan çıkan her kıyafet ve obje, üç kıtaya yayılan büyük bir medeniyetin gündelik yaşamına dair küçük ama önemli ipuçları taşıyor. Koleksiyon, Osmanlı toplumunun siyasi tarihinin ötesinde halk kültürünü ve ortak yaşam deneyimlerini de görünür kılıyor. Vakıf yetkilileri, hazırlıklarını yürüttükleri etkinlikle, Bursa’da saklı kalan bu kültürel zenginliği daha fazla insanın görmesini sağlamayı amaçlıyor. Böylece sandıklardan sadece eski eşyalar değil, bir imparatorluğun birlikte yaşama geleneğine dair hikâyeler de gün yüzüne çıkacak.

Talat Paşa ölüm yıldönümünde anılıyor Haber

Talat Paşa ölüm yıldönümünde anılıyor

Talat Paşa, 15 Mart 1921’de Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen bir suikast sonucu yaşamını yitirdi. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında siyaset sahnesinde etkili bir isim olan Talat Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde yükselerek devlet yönetiminde önemli roller üstlendi. İçişleri Bakanlığı ve sadrazamlık görevlerini yürüten Talat Paşa, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı gibi kritik dönemlerde devletin karar mekanizmalarında yer aldı. Birinci Dünya Savaşı’nın bitimi ve Osmanlı’nın yenilgisi sonrası Talat Paşa, diğer İttihat ve Terakki yöneticileri gibi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Almanya’nın Berlin kentinde yaşamaya başlayan Talat Paşa, yeni hayatına burada adım attı. TALAT PAŞA’NIN SUİKASTI VE MİLLİ ŞEHİT İLANI Talat Paşa, 15 Mart 1921 sabahı Berlin’in Charlottenburg bölgesinde Hardenberg Caddesi’nde yürürken saldırıya uğradı. Silahlı saldırının ardından olay yerinde hayatını kaybeden Paşa’nın suikastçısının Ermeni kökenli Soghomon Tehlirian olduğu saptandı. Gündüz vakti ve halka açık bir caddede yaşanan saldırı, Berlin’de büyük infial yarattı. Talat Paşa’ya düzenlenen suikastın ardından Tehlirian, Alman polisi tarafından gözaltına alındı ve Berlin’de yargılanmaya başlandı. Dava kısa sürede uluslararası kamuoyunun gündemine oturdu. Mahkemede Tehlirian, ailesinin savaş yıllarında hayatını kaybettiğini ve suikastı bu nedenle gerçekleştirdiğini savundu. Yargılama sonucunda Alman mahkemesi sanığın beraatine hükmetti. Talat Paşa’nın ölümü üzerine Reisicumhur Atatürk, “Vatan büyük bir evlâdını, inkılâp büyük bir teşkilatçısını kaybetti.” ifadelerini kullanmıştı. Bu kayıp sonrası TBMM, Talat Paşa’yı milli şehit ilan etti. OSMANLI’NIN SON YILLARINDA ZORUNLU GÖÇ: ERMENİ TEHCİRİ TARİHE DAMGA VURDU Osmanlı Devleti’nin son yıllarında tarihe damga vuran olaylardan biri Ermeni Tehciri olarak kayıtlara geçti. Birinci Dünya Savaşı sürecinde, özellikle Doğu Anadolu’da ortaya çıkan güvenlik sorunları ve cephe gerisindeki gelişmeler, Osmanlı yönetimini sert önlemler almaya zorladı. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Osmanlı Devleti, 1914’te Kafkas Cephesi’nde Rusya’ya karşı savaşa girdi. Aynı dönemde Doğu Anadolu’da bazı Ermeni gruplarının Rus ordusuyla iş birliği yaptığına dair bilgiler Osmanlı yönetimine ulaştı. Bölgede yaşanan isyan ve çatışmalar, hükümeti cephe arkasındaki güvenliği sağlamak için önlemler almaya yönlendirdi. 27 Mayıs 1915 tarihinde çıkarılan “Sevk ve İskân Kanunu” ile Osmanlı yönetimi, Anadolu’daki bazı Ermeni nüfusun Suriye ve Mezopotamya bölgelerine nakledilmesini kararlaştırdı. Bu süreçte dönemin İçişleri Bakanı Talat Paşa, sevk işlemlerinin planlanması ve uygulanmasında öncü görev üstlendi. Uygulanan tehcir sürecinde yüz binlerce insan zorunlu olarak göç ettirildi. Sevk edilen Ermeni nüfusun çoğu, bugünkü Suriye topraklarındaki yerleşim alanlarına yönlendirildi. Osmanlı arşivleri üzerinden yapılan bazı çalışmalara göre, bu sevk kararının temel gerekçesi askeri güvenlik ve savaşın getirdiği zorunluluklardı. Ayrıca, dönemin bazı paşalarının kendi etnik gruplarını koruma eğiliminde olduğu belirtiliyor. OSMANLI’NIN SON SİYASİ FİGÜRÜ: TALAT PAŞA VE 15 MART Talat Paşa’nın cenazesi, ölümünden sonra önce Berlin’deki Müslüman mezarlığında korundu. Yıllar süren bu bekleyişin ardından, 1943 yılında naaşı Türkiye’ye getirildi ve İstanbul’daki Abide-i Hürriyet Anıtı’nda gerçekleştirilen törenle toprağa verildi. Osmanlı Devleti’nin son döneminde öne çıkan siyasi figürlerden biri olan Talat Paşa, tarihçiler tarafından farklı bakış açılarıyla inceleniyor. Bazıları onu imparatorluğun yönetiminde kritik rol oynayan bir lider olarak görürken, bazı araştırmalar ise dönemin politik tercihlerine eleştirel bir mercek tutuyor. 15 Mart, günümüzde Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi gelişmeleri ve dönemin önemli figürlerinden Talat Paşa’nın yaşamını anma günü olarak kabul ediliyor. Aynı zamanda bu tarih, imparatorluğun çöküş sürecinde yaşanan siyasi çatışmalar ve uluslararası hesaplaşmaların tarih sahnesindeki izlerini hatırlatıyor. TALAT PAŞA VE KURTULUŞ SAVAŞI’NA DOLAYLI KATKISI Talat Paşa, Berlin’de bulunduğu dönemde, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlayan Kurtuluş Savaşı’nı doğrudan askeri veya mali olarak desteklemiş olmasa da, bazı kaynaklar onun mücadeleyi dolaylı yollardan takip ettiğini belirtiyor. Berlin’deki çevresi aracılığıyla Anadolu’daki direniş hakkında bilgi topladığı ve stratejik görüşleri iletmeye çalıştığı ifade ediliyor. Talat Paşa’nın mektuplar ve çeşitli temaslar yoluyla Kurtuluş Savaşı’na dolaylı destek verdiği öne sürülüyor. Tarihî kaynaklarda, Mustafa Kemal’in Talat Paşa’yı “devlete hizmet etmiş bir teşkilatçı” olarak nitelendirdiği belirtiliyor. Bu değerlendirme, onun Anadolu hareketi ile bağlantısını dolaylı biçimde ortaya koyuyor. BERLİN SUİKASTI VE TALAT PAŞA’NIN ZOR GÜNLERİ Berlin’de suikast anında Talat Paşa’nın cebinde yalnızca 10 Alman markı bulunduğu aktarılıyor. Eski ayakkabıları ve pardesüsü, sürgünde yaşadığı maddi güçlükleri ve sade yaşamını yansıtıyor. 1908–1918 REFORMLARI VE ERKEN CUMHURİYET’İN TEMEL TAŞLARI Talat Paşa liderliğindeki CUP, 1908 II. Meşrutiyet ile Osmanlı siyasetinde önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi. Merkezi otoritenin güçlendirilmesi ve bürokrasiye yeni kadroların kazandırılması, modern devlet anlayışının önünü açtı. Parti ideolojisi, milliyetçilik ve merkeziyetçilik üzerine kuruluydu ve Erken Cumhuriyet’in bazı temalarıyla örtüşen yönler taşıyordu. Bu bakış açısına göre, 1908–1918 yılları arasındaki siyasi ve idari reformlar, Cumhuriyet’in toplumsal dönüşüm projelerinin temel fikrî ve kurumsal altyapısını oluşturmuştur. Söz konusu dönemde atılan adımlar, Cumhuriyet ideolojisinin sonraki yıllardaki kaynaklarını hazırlayan öncüller niteliği taşımaktadır. Talat Paşa ve İttihatçılar, merkezi devlet anlayışını güçlendirme, eğitimde modernleşmeyi sağlama, bürokraside liyakati önceliklendirme, milliyetçilik söylemlerini yaygınlaştırma ve Batı ile ilişkileri geliştirme gibi alanlarda önemli adımlar attılar. Bu kavramlar, Cumhuriyet’in temel değerleriyle doğrudan ilişkilendirilir. Bu perspektiften bakıldığında, Talat Paşa’nın yönetim anlayışı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet vizyonu arasında bir süreklilik olduğu ileri sürülür; yani iki dönem arasında siyasal anlayışta bir kopukluk değil, tarihsel bir devamlılık söz konusudur.

Nilüfer’de Atatürk ve Bursa’nın devrim yolculuğu ele alındı Haber

Nilüfer’de Atatürk ve Bursa’nın devrim yolculuğu ele alındı

Bu ayki “Tematik Buluşmalar” etkinliğinde Nilüfer Belediyesi, Bursa Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan’ı ağırladı. Nazım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleşen “Atatürk Bursa’sında Modernleşme: Lider ve Şehir” başlıklı söyleşide Arslan, Atatürk’ün Bursa ziyaretleriyle ilgili detayları ve kentin sosyal, ekonomik ile kültürel değişimini izleyicilerle paylaştı. BURSA, OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E: YANGIN YERİ ŞEHİR YENİDEN DOĞDU Bursa’nın genellikle “Osmanlı’nın ilk başkenti” olarak tanındığını belirten Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan, kentin Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemindeki stratejik öneminin de Osmanlı dönemi kadar hayati olduğunu söyledi. 19’uncu yüzyılın sonlarında Bursa’nın kozmopolit yapısı ve ipek ticaretine dayalı güçlü ekonomisinin, savaşlar ve Yunan işgaliyle ciddi bir yıkıma uğradığını hatırlatan Arslan, “İşgal, meclis kürsüsüne siyah örtü örtülmesine neden olacak kadar derin bir yastı. Ancak Cumhuriyet, yangın yeri olan bu şehri yeniden ayağa kaldırdı.” dedi. MUDANYA MÜTAREKESİ’NDEN SONRA BURSA’YA NABIZ YOKLAMASI Arslan, Atatürk’ün Bursa’yı 17 kez ziyaret ettiğini ve bu ziyaretlerin sıradan bir gezi olmadığını belirterek şu detayları aktardı: “Atatürk, Mudanya Mütarekesi’nden hemen sonra, henüz saltanatı kaldırmadan Bursa’ya gelerek nabız yoklamıştır. Bursa, devrimlerin, özellikle de Şapka İnkılâbı’nın toplumsal kabulü açısından bir laboratuvar işlevi görmüştür. Henüz kanun çıkarılmadan Bursalılar, Atatürk’ü şapkalarıyla karşılayarak değişime destek vermiştir. Atatürk, protokol kurallarından hoşlanmaz, halkın, esnafın, öğrencinin içine karışırdı. Bu samimiyet, devrimlerin tabana yayılmasını sağladı.” ATATÜRK’ÜN BURSA İZLERİ: SANAYİ, SOSYAL HAYAT VE EĞİTİMLE ŞEKİLLENDİ Söyleşide Arslan, Cumhuriyet öncesi el tezgahlarında yapılan ipek üretiminin, Cumhuriyet döneminde Merinos ve Gemlik Suni İpek fabrikalarıyla endüstriyel bir boyut kazandığını vurguladı. Arslan, bu fabrikaların yalnızca üretim merkezi olmadığını, aynı zamanda sineması, spor alanları ve sosyal tesisleriyle kente modern yaşam kültürünü taşıyan mekanlar olduğunu söyledi. Doç. Dr. Arslan, konuşmasını 1923–1938 yılları arasındaki değişimin dönemin tanıkları tarafından “hayal edilemez” şeklinde değerlendirildiğini vurgulayarak tamamladı. Arslan, “Savaştan çıkmış, nüfusunu ve sermayesini kaybetmiş bir şehirden; sanayisiyle, eğitimli kadınlarıyla, sosyal hayatıyla modern bir kent yaratıldı. Bu dönüşümün mimarı Mustafa Kemal Atatürk, Bursa’nın her sokağında iz bırakmıştır.” şeklinde konuştu. Söyleşi sırasında katılımcıların sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan’a, etkinlik anısına bir hediye takdim edildi.

Yeşil ve mavinin buluştuğu yer: Kandıra Haber

Yeşil ve mavinin buluştuğu yer: Kandıra

Kocaeli'nin bir ilçesi olan Kandıra, Kocaeli Yarımadası'nın kuzeyinde konumlanıyor. Osmanlı döneminden bu yana belediye statüsüne sahip olan Kandıra, Kocaeli'nin sanayi açısından gelişmemiş tek ilçesi olarak biliniyor. Kocaeli'nin Karadeniz'e kıyısı olan tek ilçesi olan Kandıra, tarım ve hayvancılıkla dikkat çekiyor. İlçe, Kocaeli il merkezine 42 kilometre uzaklıkta, Sarısu Vadisi'nde konumlanıyor. Osmanlı döneminde İstanbul'un odun kömürü, tomruk ve tahta ihtiyacının bir kısmı bu bölgeden karşılanmış. Milli Mücadele sırasında önemli bir rol oynayan Kandıra, I. Dünya Savaşı'nın ardından İngiliz ve Yunan işgallerine maruz kalmış. 1918'de İngilizler ve 1920'li yıllarda Yunanlılar tarafından işgal edilen Kandıra, bu süreçte Kuva-i Milliye ve Atatürk'e destek vererek Milli Mücadele'deki onurlu görevini en iyi şekilde yerine getirmiştir. Kandıra'nın tarım ürünleri arasında buğday, mısır, ayçiçeği, şekerpancarı ve yulaf öne çıkarken, elma, üzüm, fasulye ve armut da yetiştirilmektedir. Hayvancılık, ilçenin ekonomik açıdan önemli bir gelir kaynağıdır. Tavukçuluk ve sığır besiciliği yapılan Kandıra'da süt, peynir, yumurta ve deri başlıca hayvancılık ürünleri arasında yer alıyor. Bölgede hemen her türlü meyve ve sebze yetiştirilebiliyor. Kandıra, ayrıca hindisi ve yoğurdu ile tanınırken, süsleme taşları ve bezleriyle de ünlüdür. İlçenin kıyılarında balıkçılık yapılmakta ve Kerpe ile Kefken köylerindeki sahiller yaz turizmi için uygun alanlar sunmaktadır. KANDIRA'NIN NÜFUSU VE KONUMU  Nüfus açısından, Kocaeli ilinde 10.000'i aşan yerleşim yerlerinin en küçüğü olan Kandıra, Karadeniz'e açılan bir vadinin yamaçlarında kurulmuş. İzmit'e 48 kilometrelik bir mesafede olan Kandıra'nın nüfusu 1927'de 2.660 iken, 1975'te 10.187'e yükselmiş. Ancak, sonraki yıllarda bu rakam düşüş göstermiş; 1980'de 8.161, 1985'te 9.329 olmuş. 1990'larda ise yeniden 10.000'in üzerine çıkmıştır. KANDIRA-ADAPAZARI ARASI KAÇ KM?  Kocaeli iline bağlı Kandıra İlçesi, Marmara Bölgesi'nde Karadeniz'e 52 kilometre uzunluğunda kıyısı olan tek ilçedir ve yüzölçümü 933 km²'dir. Doğuda Sakarya (Adapazarı), batıda İstanbul, kuzeyde Karadeniz ve güneyde İzmit (Kocaeli) merkez ilçeleriyle komşudur. Kandıra'ya karayolu ile üç ana yoldan ulaşmak mümkündür. İstanbul-Ankara TEM otoyolundan Kandıra sapağına girip, 35 kilometrelik bir yolculukla ilçeye ulaşılabilir. Adapazarı'na 45 kilometre uzaklıktaki Kaynarca ve Kaymas köyleri üzerinden de Kandıra'ya bağlantı sağlanabilir. Ayrıca, İstanbul'un Şile ve Ağva ilçelerinden geçerek de Kandıra'ya varılabilir; Ağva-Kandıra arası 38 kilometredir. Kandıra'nın arazisi, küçük tepelerle kaplıdır. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 75 metredir ve Babadağ (400 m.) ile Çaltepesi (350 m.) gibi bölgeye göre yüksek sayılabilecek tepeler bulunmaktadır. İlçede, Karadeniz'e dökülen üç önemli dere yer alır: Sarısu Deresi (25 km.), Seyrek Deresi (11 km.) ve Kumcağız Deresi (7 km.). Bu derelerin debileri düzensizdir ve bölgenin doğal yapısını şekillendirir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.