Vedalar üzerine...

Seçil Semiz Özcan 25 Haziran 2021 Cuma, 06:30

İnce belli bardaklarımızda çaylarımızı yudumlarken konu nasıl geldiyse, vedalara geldi.

"Zamanın baş döndürücü hızı ilişkilere de yansıdı" dedi birimiz.

"İnsanlar kaldığı otelden ayrılır gibi vedasız, hoşça kalsız çekip gidiyor."

"İyi-kötü güzel günler yaşamıştık" diyerek söze başladı bir diğerimiz.

 "Herkesle vedalaştı, bir beni aramadı giderken..."

Gücenmiş çehrelerden damlayan sükut-u hayaller, masanın üzerinde birike birike, bir sis bulutuna dönmüştü şimdi.

Benim de aklıma Orhan Veli'nin bir şiirinde geçen mısralar geldi.

 "Oysa kahve içmişliğimiz de vardı. Bu ne hatır gönül bilmezlik diyemedim."

Gayri ihtiyari dökülüverdi dilimden,

Yüreğimizde katmerleşen hüzünleri, birkaç kelimeyle ama en safi haliyle şairlerden başka kim anlatabilirdi ki?  Hatta ve hatta söyleyemediklerimizi bile en iyi anlatanlar onlar değil miydi?

Tıpkı;

"Demedim

 Dilimin ucuna gelen her ne ise, demedim" diyen İsmet Özel gibi.

Boşalan bardaklara koyulan yeni taze çaylar; bir söndürülüp bir yakılan sigaralar eşliğinde sohbet devam ediyordu.

"Gitmenin de bir adabı,

  Bir usul erkanı;

  Bir şerefi olur" dedi en dipçik gibi duranımız.

Güm diye kapıyı çarpıp gitmek değil mesele, nihayetinde o "güm" sesi de bir ses neticede,

Ama sessiz sedasız; sözsüz, sarılmasız gidişler öyle bir an geliyor ki insanı en hassas yerinden incitiyor.

Neşe içinde içilen o kahvelerin; sabahlara kadar edilen o canım sohbetlerin, bir acıyı veyahut bir hayalin paylaşıldığı o kıymetli saatlerin sanki boynu varmışta, o boyun ilelebet bükük kalıyor.

Yarım kalan şeyler insanın yolundan çekilmiyor. Her ne kadar acıya buyur edilecek bir davetiye niteliği taşısa da, insanoğlu bir hoşça kalı nedense duymak istiyor.

Bir sözün haklılığının gün gibi ortada olduğu ender anlarda oluşan o birkaç saniyelik derin sessizlik bizim masamızda da yaşandı.

İnceden sızlayan kalp sahiplerinin gözleri uzaklara, henüz kederle tanışıklığı olmayanlarımızın ise akıllı telefonlara daldı.

Ve en "lay-lay-lom"olanımız  konuyu tatlıya bağlayarak "boş verin anam, dünyanın derdi biter mi? diyerek kasveti dağıtırken,  bizi de adamakıllı toparladı.

Saatlere bakıldı, epey de geç olmuş dendi, zaten vakit 21'i geçmişti, mekanlar da kapanmak üzereydi.

Artık yol görünmüştü.

Hesaplar istendi.

Herkes kendi payına düşen hesabı ödeyecek ve sonra da yollara devam edilecekti...