"Sen yola çık, yol sana görünür"

Seçil Semiz Özcan 28 Mart 2021 Pazar, 07:30

Hayattan kaçmak için mi, yoksa hayatı kaçırmamak için mi yola çıkılır?

Ya da, tebdil-i mekanda ferahlık vardır düşüncesiyle, büyük resme bir de uzaktan bakmak için mi eşikten dışarı adım atılır?

Bence her yolculuğun bir hikayesi olmalı, amaçsız yola çıkılmamalı.

Giden "sen" ile dönen "sen" arasındaki değişim, ilk bakışta göze çarpmalı.

Zira aynı kişi olarak dönmek, gitmenin doğasına aykırı!

"Yolculuk, bir düşmek ve kalkmak meselesidir" der çok sevdiğim bir yazar ve şöyle devam eder,

"Eve yaralarla dönülmüyorsa hiç gidilmemiştir..."

Düşürmek ya da unutmak kaygısıyla ama daimi bir itinayla sımsıkı tutarım bu cümleyi elimde, bir uçak ya da otobüs bileti tutar gibi.

Unutmayayım ki; yolda dizlerim kanarsa, yaralarımı temizleyip kaldığım yerden yürümeye devam edebileyim,

Unutmayayım ki; görmenin ve öğrenmenin sihirli gücüyle dönen kainatta bunu yalnızca kendi "tecrübe hazinem" için yaşamalıymışım diyebileyim.

Nasıl ki yap-bozda birbirinden bağımsız her parça, bir bütün olma yolundaysa

Hayatın karşımıza çıkardıkları da o mantıkta aslında.

Yani... Her şey bir ötekinin bağı.

Her şey, görünmez bir iple bir öncekine bağlı.

Bindiğin o takside, şoförün sana söylediği o sır,

Ateşin başında kahveni yudumlarken, hiç tanımadığın ve belki de bir daha görmeyeceğin o adamın sana anlattığı bir hikaye,

Restorantta yemeğini yerken, elindeki telefona dalmış umutsuz silüetli o kadının derin sessizliği...

Her biri peşinde olduğun sorularının bir cevabı, muammalarının anahtarı.

"Sen yola çık, yol sana görünür" demiş Mevlana;

Yollarda, yol ayrımları da hepsi senin için yazıldı.

Gözü yollarda olan; olduğu kaba sığmayan, sığmadıkları ile köpürüp taşan,

Göçebe ruhunu günlük yaşamda güç bela zapt etmeye çalışan eserekli kadınlardan biriyim ben de.

Her yolculuğum bir sonraki yoluma gebe.

"Seyahatler çekiyor içim" diyen Sait faik gibi,

Ruhum daima görmeye arzu duyduğum şehirlerin, köylerin hasretinde...

Bu yazıyı da; çok eski medeniyetlerde mağarayken, şimdilerde mistik ve otantik bir mekan olarak varlığını sürdüren bir otel odasında yazıyorum.

Şöminede çıtır çıtır yanan odunların çıkardığı o ses eşliğinde,

İnce belli bardakta yudumladığım sıcacık çayın tadıyla, bir sonraki güzergahımın planını yapıyorum.

Peribacaları'ndayım.

Nevşehir ilinin Ürgüp sınırları içinde yer alan, Kapadokya'yı nadide kılan, ülkemizin en özel ilçelerinden birindeyim

"Gün doğumunda balona binmeden gelme" dediğinizi duyar gibiyim.

Aşk olsun, binmeden gelir miyim?

O da başka bir yazının konusu olsun.

Uzun, tatlı sohbetlerin yapılacağı enfes bir kahvaltı eşliğinde, mutlu pazarlar dilerim.

Gözü benim gibi yollarda kalanlara ise,

Uzun ve keşiflerle dolu, yeni deli yollar dilerim.