Sandıklarımız yandıklarımız olsa da...

Seçil Semiz Özcan 12 Mart 2021 Cuma, 06:30

Bardağın dolu tarafından bakanlardan mısınız,

Yoksa, bardağın yarısı boş diye yakınanlardan mı?

Hayatın size verdiği kadarıyla mı doyurursunuz karnınızı,

Ya da gözünüz daima başkasının sofrasında mı?

Olduğu kadarına rıza göstermek, payımıza düşenle yetinebilmek, beceri istiyor bana kalırsa.

Her şeye karşı duyulan o doyum daha bir zenginleştiriyor insanı.

Yani bir tür irade sınavı ya da çetin bir nefs savaşı.

Bendeki bana yeter anlayışı toprak misali durduğu yere değer kazandırıyor.

Nasibin farkında olmak da, ayrı bir nasip zira.

"İnsana yaşamı ödünç verilmiştir, bağışlanmamıştır" cümlesine rast geldiğim günden beri,

Düşünsel anlamda gri bir derinliğin içerisindeyim.

Aldığımız nefesi bile geri vermekle yükümlüyken,

Bir şeylerin üzerinde hakimiyet kurmanın, son derece manasız olduğu düşüncesindeyim.

Sandıklarımız bir müddet sonra yandıklarımız oluyor evet.

Bir şey, onu ilk gördüğümüz renginde kalmayıp soluyor; yıpranıyor evet.

Ama hayat da ne risksiz bir rutinden; ne de düz bir seyirden ibaret!

Kazanışlar kadar; kaybedişler de olağan.

Kalıp beklemeler kadar; çekip gitmeler de olağan...

Yani her şey pek ala mümkünken, bir anda şekil değiştirip mümkünlüğünü yitirebilir.

Hayata darılmamak gerekir.

Yitip giden şeylerin ardından, nerede kalmıştık sorusunu kendimize sorabilecek kadar,

Kimsenin yerini bilmediği yedek güç depolarımızın olması gerekir.

"Olmuyorsa zorlama, olası varsa olur" der bilenler.

Gidene de; kalana da, kapıları aralık tutmak gerekir.

Her gece sancılı bir keşmekeşle sarmaş dolaş olsak dahi

Sabahın ilk ışıklarında kahvemizi yudumlarken,

Yalnızca bir kez yaşam hakkımız olduğunu da, kendimize daima hatırlatmamız gerekir.