Polis memuru Esin Çelik'e veda...

Seçil Semiz Özcan 26 Şubat 2021 Cuma, 07:30

Pencerelerimizin birbirine karşılıklı baktığı, altlı üstlü dairelerde oturan iki arkadaştık biz.

21. yüzyılın apartman hayatında çok ender rastlanan komşuluk bağını kurabilmiş, her şeyden önce birbirimizin gönül dostluğu evresine erişebilmiştik biz.

Geçtiğimiz hafta... Takvimlerin 20 Şubat'ı gösterdiği soğuk bir cumartesi günü...

"Bursa Emniyet Müdürlüğünde görevli, 46 yaşındaki polis memuru Esin Çelik, uzun süredir mücadele ettiği hastalığa yenik düştü" diye yazdı gazeteler.

Haberin devamına... "Çelik'in cenazesinin, Baba ocağı Samsun'un Bafra ilçesi, Çınarlık Camisi'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından mahalle mezarlığında defnedildiği bilgisini eklediler...

Esin ablamın vefat haberini aldığımda evdeydim. Eşimin haberi verirken omzuma dokunduğunu, oturmamı teklif ettiğini, son olarak elden ne gelir, takdiri ilahi dediğini şimdi hayal meyal hatırlıyorum.

Sonrası... Kulaklarımda oluşan garip bir uğultu ve aklıma o anda üşüşen birkaç zor soru...

Biricik evladı vefat haberini öğrendi mi? Eşi Yakup Bey ve anneciği Türkan Hanım neredeler ve ne haldeler?

İnsanoğlu acı bir haber aldığında önce inanmak istemiyor. Gözünden, kulağından ve dahası algısından şüphe ediyor.

 O haberin dudaklardan dökülmeden önceki, her şeyin rutin seyrinde ilerlediği sürece dönmek istiyor.

 Heyhat! Dönemiyor... Gerçeği kabullenmekten başka çare, hiçbir kitapta yazmıyor.

Hani bazı insanların yanındayken nedenini bilmediğiniz bir hisle kendinizi daha rahat hissedersiniz ya.

Esin Çelik tam anlamıyla, öyle bir insandı.

 Her türlü yapaylık onun kişiliğinden uzaktaydı.

Onurluydu.

Kimsenin selamına "eyvallahı" yoktu.

Dobraydı. Dilindeki de, gönlündeki de aynıydı. Ve ona anlatılan her şey, sonsuza kadar sır kalırdı.

Merhametliydi. Son derece cömertti. Yalnızca kendisi için yaşayanlardan değildi. 

Hiç belli etmek istemezdi ama bir papatya kadar narindi, en ufak meseleler bile onu incitmeye yeterdi.

İnsanlık hali ya, eksik olurdu bazen bir şeylerim.

Esin Ablam tamamlardı. Gel şekerim derdi, ben de var. Gel al.

28 Ekim'di. Doğum günümden bir gün önce. Yaş pastayla bana gelmiş, yeni yaşımı kutlamıştı.

Bol bol sohbet edip, fotoğraf çekinmiştik.

Meğer içtiğimiz son kahve, birlikte aynı poz içerisinde olduğumuz son kareymiş...

Esin Ablamın o gün bana, son gelişiymiş...

Birbirine hiç benzemeyen ama çok iyi anlaşabilen kadınlardık biz.

Dosttuk, komşuyduk. Birbirimizin sesi, soluğuyduk.

Bazen...

Gündeliğin koşuşturmasına kapılıp; kendi hayat gailemize dalar, bir süre denk gelemez, araşıp konuşamazdık.

Ama pencerelerimizden birbirimizin katına baktığımızda, açık olan lambalarımıza ve duyulan ayak seslerimize güvenir, koca bir apartmanda yalnız olmadığımız hissiyle bile senelerce yetinebilirdik.

Her zaman yanan ışıklarını görmeye alışık olduğum o ev, hüznün koynunda şimdi.

5 katlı apartmanın 16 kapılı dairesi de ıssız ve sessiz şimdi!

Dua etmekten başka elden bir şey gelmiyor!

Yazılan kaderi silmeye hiçbir silginin gücü yetmiyor.

20 Şubat Cumartesi günü ebediyete uğurladığımız polisimizin cenaze töreninde gözyaşları sel olup aktı.

Haberi duyan yüzlerce insan Esin Çelik'i dualarla uğurladı.

Geride yaptığı iyilikler, ettiği hoş sözler ve hatıraları kaldı.

Tarifsiz bir acıyla zor günler geçiren ailesine, kokusuna doyamadığı evladına sonsuz sabırlar diliyorum.

Mekanı cennet olsun. Ruhu huzur bulsun.