Hava Durumu

Şeyhülislam Cemalettin Efendi ve Osmanlının zevaline yol açan siyasi mücadeleler!

Yazının Giriş Tarihi: 07.06.2024 06:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.06.2024 16:57

Hubb-u cah, şöhret düşkünlüğü, makam sevgisi, rütbe ve kariyer hırsı gibi manalara gelir. Şöhretin en büyük alameti, afeti ve hastalığı ise riyadır. Riya ise; insanın bütün amellerini iptal edip, insanı ahirette perişan eden manevi bir illettir. Binaenaleyh şöhret hem afet, hem de ayn-ı riyadır. Böyle insanlar kendilerini göstermek ve beğendirmek için yapmacık ve sun’i, ikircikli davranışlar sergiler. Halkın takdirine talip olurlar. Hâlbuki Allah için yapılmayan her davranış, fiil ve tavır riyadır. Her insanda az-çok bu damar, bu duygu vardır. Bu damar, insanın en zayıf damarıdır. Şöhret olma sevdası, baş olma duygusu, birçok ‘kötü ahlakın’ da kaynağıdır. Eğer kişinin hedefinde bu ‘şöhret olma’ düşüncesi yer almışsa; ona ulaşmak için her yolu dener, en sonunda, insanlıktan çıkar, ‘müdhike’ olur.

Rütbe ve makam hırsı da ‘şöhretten’ kaynaklanır. Çünkü kişinin makam sahibi olmak istemesi, insanlar arasında ‘takdir ve saygı görmek’ istemesinden dolayıdır.

Bunun için ‘Risalelerde’ şöyle bir ifade geçiyor:

"Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı, insanlara abd ve köle yapar”. Kısacası; nâm ve şöhret isteyen adam, halklara kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyâkârlık, dalkavukluk yapar. Tasannûkâr tavırlar takınır.

Üstad; Şöhrete, alkışlara, desinlere ehemmiyet vermeyen kişiler, belki etrafından birkaç şakşakçıları, riyakârları, zehirli yılanları kaçırır; ama onlara bedel sadık dostları kazanır, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celbeder, onların ellerinden bal yer, diyor. Ve şu ifadeyi de ekliyor:

“Rıza-i İlahi, iltifat-ı Rahmanî ve kabul-ü Rabbanî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ona nispeten bir zerre hükmündedir.”

Şöhretin ve hubb-u cah’ın kaynağı enaniyettir. Enaniyet ise; kendini beğenmek, üstün görmek ve bunu her hali, tavır ve davranışıyla ortaya koymaya çalışmaktır. İşte hubb-u cah olan makam ve mevki düşkünlüğü de bu enaniyetin/egonun  bir uzantısı ve tezahürüdür.

Özet olarak; Allah için yapılmayan her türlü iş ya da davranış, riya ve şöhrettir.

Bu duygu bazen kişide ‘gizli’ bazen de ‘aleni’ olarak bulunur. Yani gizlisi; Nasreddin Hoca’nın ifadesiyle; “kişi diliyle istemiyorum derken; yan cebime koy tavır ve davranışlar içindedir”.

Bu şöhret illeti, bu duygu, bu hırs öyle bir afettir ki; tsunami gibi her şeyi önüne katıp, yakar, yıkar. Hırs aklın, vicdanın önüne geçer; daha hiçbir şey onu emelinden vazgeçiremez.

Esasen, 1900’lü yılların başından itibaren bilhassa Sultan Hamid dönemi ve cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar, adamakıllı bir ‘tahlil ve değerlendirme’nin Türk kamuoyuna sunulması gerekiyor. İşte o zaman şu ‘şöhret ve hubb-u cah hırsının’ nasıl koca bir ‘Devlet-i Aliye-i Osmanî’nin yıkımına yol açtığını görmekle ancak idrak edebiliriz.

Not 1: Elimde, Şeyhülislam Cemalettin Efendi’nin 1908-1913 Meşrutiyet Yılları’nı kapsayan ‘Siyasi Hatıralarım’ adlı kitabı var. İşte bu hubb-u cahın, bu şöhret ve baş olma sevdasının nasıl bir afed olduğunu, koca koca ülkelerin yıkımına nasıl yol açtığını, bu hırsın önünde hiçbir şeyin engel olamadığını, bilhassa ‘İttihat ve Terakki’ fırkasının genç liderlerinin, genç zabitlerin öne çıkma, ülkeyi yönetme adına hangi ihanete varır tavır ve davranışlar sergilediğini, yeri geldiğinde harici düşmanlarla siyasetten işbirliği kurduklarını; netice olarak o koltuklara kurulma pahasına bir devleti gözünü kırpmadan yıktıklarını okuyor ve okudukça da gözlerim dehşetle açılıyor.

Şimdi daha iyi anlıyorum; bu hastalığa düçar olunca artık kişinin insanlıktan çıktığını ve bunun için koca üstadın; “O bela ve musibete düşersen; ‘İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun’, ifadesini kullanıyor.

Bu hastalık ve bu illet, maalesef içtimai hayatımızın bütün safhalarında, bürokrasinin tüm mevkilerinde ve husussan siyaset sahnesinde muhalif/muvaffık bütün kulvarlarda tıpkı bulaşıcı bir hastalık (Covid-19) gibi Türk milletinin aydın ve havas kısmına tamamen bulaşmıştır. Ancak rabbim bunu izale edebilir.

Not 2: AB ülkelerinin yönetici, siyasi ve parti kadrolarına ve milleti ile olan ilişki ve irtibatları ile bizimkileri karşılaştırdığımızda aradaki farkın dehşetini daha açık görebiliriz.

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.