Hava Durumu

Mala ve makama tapan müslümanlar!

Yazının Giriş Tarihi: 14.01.2022 09:30

Samiri’nin “böğüren heykel” hadisesinde zannediyorum bugünkü insanlara yönelik pek çok ibret alınacak mesajlar vardır.

Hz. Musa (as), Tur Dağı’ndan döndüğünde, Samirî’nin halkın ziynetlerinden yaptığı “buzağı heykeline”, kavmi olan ben’i İsrail’in, Tanrı olarak taptıklarını gördü. Samiri’nin;“sizin ve Musa’nın Tanrı’sı budur”, diyerek halkı saptırdığını müşahede etti.

Binaenaleyh Hz. Musa (as), FİİLEN harekete geçerek “Buzağıyı” yaktı ve küllerini de suya attı. Halbuki, Musa (as)’nın yokluğunda, Hz. Harun  (as) ise; İsrail oğullarını “buzağıya” tapmaktan KAVLEN(söz ile) men etti.Ve Musa (as) gibi, onun üzerine fiilen musallat olup, “buzağıya tapanlar”  hakkında hükmünü uygulamaya kuvvet/güç geçiremedi. Bunun için Musa(as), Tur Dağı’ndan dönünceye kadar, halkın bir kısmı, buzağıya tapmaya başladı.

Alimlerimiz bunda şöyle bir sırra işaret ederler:

Biri; Tek ve Vahid olan Allah’a yapılan ibadettir ki; buna “ibadet-i tellüh” deniliyor.

Diğeri; insanların emvale (dünya metaı/malı), câh ve makam/mevki’ye tapmaları ki, buna da ibadet-i teshir  denilir.

Şu kadar var ki, ibadet-i teshire“ibadet” diye adlandırmak, halk arasında adet olmadı. Yoksa bir kimsenin kalbinde, hangi şeyin sevgisi/muhabbeti ve saltanatı yerleşmiş ise, o kimse o şeyin abdidir.

Meselâ; kalbi “mal sevgisiyle musahhar olan “abdül-mal” ve makam ile musahhar olan “abdül-câh” ve kadın sevgisiyle  musahhar olan “abdü’n -nisa” ve nefsinin muhabbeti galip olan “abdün- nefs” ..vb. her bir abd/kişi kendi mabuduyla (taptığı ile) beraberdir. Nitekim hadis-i şerifte; “kişi sevdiğiyle beraberdir” buyuruluyor.

İşte, bugün yukarıda ifade edildiği gibi, insanlar bu iki ibadet şeklinden birisi ile yaşamlarını sürdürüyorlar.

Çevremizde her iki ibadet ile musahhar olan kişileri görüyoruz. Bazen, bilhassa ibadet-i teshir ile toplumda teşhir olan kişileri, toplum; özellikle yüzlerine olmazsa da arkadan tahkir etmekte, tezlil etmekte, yermekte ve zemmetmekte, fiil ve davranışlarını şiddetle eleştirmekte olduklarını görüyoruz.

Bu noktaya işaretle Rabbimiz Sure-i Câsiye’de; “ Hevasını kendine ilâh ittihaz eden kimseyi gördün mü?” buyurdu. 

Böyle olunca “heva”,ma’budun (tapınılan) en büyüğüdür. Zira bir şeye ancak hevâ sebebiyle ibadet olunur. Çünkü abd/kişinin kalbinde meyl ve sevgi olmadıkça, o abid, ibadet ettiği şeye teveccüh etmez.

Maalesef bu asrın insanlarının mabudları,görünen cisimlerden ziyade; görünmeyen mücerred şeylerdir.

Zahiren Müslüman kisvesi giymiş ve şeklen Müslüman libasına bürünüp, halkın içinde böyle fotoğraf verenler; batınen yukarıda belirtiğimiz gibi; heva ve hevesleri, dünyalık arzu ve istekleri peşinde şiddetle ve taparcasına koşturuyorlar ve böylece ahiretlerini dünya metaı karşılığında satıyorlar.

“Ayetlerimi az bir fiyatla, yani dünya menfaati karşılığında satmayın.” (Bakara 41) 

Sorum şu:Ahirete ait işleri, “dünyalık menfaat” karşılığında, satıyor muyuz? Satmıyor muyuz? Herkes kendisini muhatap alarak cevabını versin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI