Hür ve müreffeh yaşamın sırrı!

Recai Albay 11 Haziran 2021 Cuma, 07:30

Hz. Peygamber'in (asm) getirdiği esaslar, ülkemizde, belli bir zümre tarafından yoğun eleştirilere ve saldırılara tabi tutuluyor, maalesef insanlarımız büyük bir baskı altında. 

Şunu unutmayalım ki, İslam geldiği ilk günden itibaren, ehlî kitap dediğimiz zümrenin taarruz ve saldırılarına maruz kalmış ve bu saldırılar el'an devam ediyor.  Bazen açık, bazen gizli bazen güç, kuvvet ve silahla, bazen de fitne, fesat ve hile ile saldırılıyor.

Kur'an, Peygamber ve İslam'ındüzen, intizam, huzur, kardeşlik, refah sağlayan bütün ilahi prensipleri, şeytani tuzaklarla imha edilmeye çalışılmaktadır. Yapılan bu saldırıların nedeni şudur:

Müslümanları ayakta tutan gücü, şevketi, ihtişamı, ruhu yok etmek; zelil sefil, sürünür, dilenir bir hale düşürmek. Böylece, bin yıllık birikmiş intikamı almak. Zira, Müslümanlar kitaplarına bağlılık, dinlerine temessük ve peygamberlerine  sarılmakla, hem maddeten ve hem de manen ilerlemiş, yükselmiş ve aleyhlerine oynanan bütün tuzakları bozmuştur.

Maziye dönüp baktığımızda, O şanlı ecdadın bıraktığı iftihar ve ihtişam tablosuyla karşılaşırız. (Gerçi bu habis zihniyet; sahte medeniyet ve marifetiyle bu tabloyu vahşi ve karanlık bir yüze dönüştürerek takdim ediyor. Yalan ve aldatma kâfirin en birinci vasfıdır.)

Müslümanlara ve ecdadımıza yüzyıllarca iftihar tablosunu yaşatan düşünce ve ruh şuydu:

İslamiyet gerek fert ve gerek toplumu en üstün bir mevkiye getiren, herkesi kardeş, şah ile gedayı muamelatta eşit tutan ve iki dünya saadetini temin eden esasları cami bir prensipler bütünüdür. Her türlü hukuku havidir. Bundan dolayı da Batının yaşam kurallarına ihtiyacımız yoktur. Mutlu bir hayat için İslâm kafi ve vafidir.

Bu prensiplere uydukça, hareket ve tavırlarımızı buna göre düzenledikçe; yani Müslümanlığı hayatımızın mihverine koydukça milletçe terakki ve teali ettik, ilerledik, yükseldik. İşte Endülüs Emevi Devleti! İşte Osmanlı İmparatorluğu!

Tarihimizde öyle muhteşem anlar vardır ki, bugün bile anlamakta zorlanıyoruz: "öyle dönemler yaşamışız ki, devlet olarak yardım edilecek fakir- fukara kalmamış, zekatlar, sadakalar, yardımlar komşu devletlere gönderilmiştir. Bilhassa Ömer b. Abdulaziz döneminin okunmasını tavsiye ediyorum.

Ne vakit ki, düşmanların, batılıların hile ve fitnelerine aldandık, Kur'an'ı, sünneti, Hz. Resulü hayatımızın merkezinden çıkardık; işte iflah olmaz bir meskenete, zillete yuvarlandık. Düşmanların ayakları altında çiğnenip durduk. Ne izzet kaldı, ne şeref! Ne haysiyet ne namus! Hem beşer eliyle ve hem de Kahhar-ı Zülcelal'in eliyle, kaderin sillesiyle acınacak hallerden hallere düştük. Lakin bu gafletimizden uyanmazsak, Allah'ın fıtrat kanunlarına karşı temerrüd ve tembellik edersek; o zillet damgasını mahşere kadar taşıyacağız.

Eğer hür ve müreffeh yaşmak istiyorsak, Peygamberimizin (asm) inşa ve ihya ettiği ruhu yeniden canlandıralım. Birlik ve beraberliğimizi yok edecek tahriklerden, fitne ve tuzaklardan uyanık olalım. Küffarın bize karşı ebedî kinini ve düşmanlığını bilelim. Onlara yaşamda benzemeyelim.

Biz ne Arabız, ne Türküz! Biz ne Kürdüz, ne Lazız, ne Arnavuduz! Biz öyle bir milletin efradıyız ki, O milleti muazzama da İslam'dır.