Her an kayma ihtimalimiz var!

Recai Albay 15 Ekim 2021 Cuma, 07:30

Bugün aşırı bir şekilde dünya nimetlerinin peşine takılmış ve bir kısmını da elde etmiş kişiler olarak, akıbetimizin büyük tehlikeler ile karşı karşıya olduğu ve Cenab-ı Hakk'ın da bu tehlikeye dikkatimizi çektiğini, Araf Suresi'nin 176. ayetinde fark ettim. Karşılaştırmalı meal ve tefsirlerine baktım. Her insanın böyle bir akıbetten endişe etmesi ve Rabbine sığınması gerektiğini ve son nefesinde imanla gitmesi için her daim dua ve istiğfara yönelmesi, kişinin kendisine bir vecibesidir.

Ayet şöyle diyor:

"Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yükseltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı. Hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer...".

Bakınız zaman zaman, çevremizden görüyoruz ve sosyal medyadan da haberdar oluyoruz ki, muhafazakar ve dindar bazı kişiler, makam ve  mevkide yükseldikçe, veya maddi durumu terakki ettikçe, bazı hileli, haram, şaibeli, pis kokulu işlerle adı anılmaya başlıyor. Dünya malına olan hırs ve tamamından, sağlam ve mutekid bilinen insanlar kirli çamaşırlarla anılmaya başlıyor. Hem kendisi lekeleniyor hem de halkın nezdinde temsil ettiği inancına, akidesine  şüphe düşürüyor; demek ki bunlar (Müslümanlar, muhafazakarlar) hep sahtekardırlar, gizli muhterislerdir. Din-diyanet, namaz- takke aldatma aracıdır, diye tehlikeli ve vebali de çok yüksek olunan halkın ve kamuoyunun nezdinde bir fikir ve kanaate vesile oluyorlar.

Evet son yıllarda en çok duyduğumuz ve bizleri sukut-u hayale uğratan haberler genellikle bunlardır.

Tabi ki, bu arada kalbinde ve vicdanında İslam'dan bir kırıntı bulunmayan kişiler de hemen, mal bulmuş mağribi gibi, oklarını İslamiyet'e yöneltiyorlar:

 "işte görüyorsunuz İslam bir maske olarak kullanılıyor. Bu asırda hükümleri tesirsizdir. Kişileri terbiye edemiyor, toplum hayatında etkisizdir. Müslümanlar genellikle böyledirler. Sadece görünürde dürüsttürler; fakat fırsat ellerine geçtiğinde deveyi hamuduyla yutuyorlar. Bunlara güvenilmez, devlet yönetimi teslim edilemez" gibi bir çok eleştiriler peş peşe sıralanıyor."

Yukarıdaki ayette Rabbimiz, insanın fıtratına, doğasına ve bir sınavda bulunduğuna dikkat çekiyor. Dolayısıyla, hiç kimsenin akıbetinden emin olamayacağını, son anında kişinin sınavı kaybedeceğini bildiriyor. Bu nedenle insanda bir takım his ve heveslerin hükmettiğini, bunların akıl, kalp ve vicdanı devre dışı bıraktığını; dolayısıyla o kişinin bir anda his ve hevesine mağlup olarak yoldan çıkacağını, yukarıdaki ayet ve tefsirlerdeki kıssa (Bel'am bin Baur) ile bizi ikaza ve ihtiyata davet ediyor.

Hem insanın hatası şahıs olarak kendisini bağlar; dini ve inancı sorumlu tutulamaz. Tenkit ettiğimiz hangi şey "İslam tarafından emredilmiştir" diyerek münekkidçilerden delil ve bürhan istemeliyiz. Yoksa bunun bir algı ve tuzak olduğunu görmeliyiz.

Aynı benzer olaylar, diğer ülkelerde ve gayr-ı müslimlerde olduğu halde (hatta doğrudan Kilise erbabı/papazlar tarafından işlenmesine rağmen) medya tarafından "Hristiyanlık" suçlanmıyor ve eleştirilmiyor değil mi?