Genetiği bozuk aydınlarımız!

Recai Albay 16 Ekim 2020 Cuma, 07:30

Akif der ki; "Felaketimizin başlıca esbabından biri de lafcılığımızdır. Ve devamla; Ey erbab-ı iman, yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Bu hareketiniz inşallah (Allah'ın yanında) fevkalade çirkindir, rızayı ilahiye külliyen muhaliftir, haramdır.

Allah o kullarından razı olur, o kullarını sever ki dediklerini fiilen yaparlar; işi sözde bırakmazlar; sonra, onun gösterdiği yolda cihat ederler. Hem nasıl cihat ederler? Hasmın karşısında bütün eczası birbirine perçinlenmiş yekpare bir bina gibi dururlar da öyle merdane cihat ederler.

Sonra geçmişi, yöneticilerimizi, siyasilerimizi masaya yatırır ve bir muhasebeye koyulur:

Acaba biz ne yaptık? Dört beş sene evveline gelinceye kadar geçen zamanımız sükûnla, tembellikle, uyumakla, milleti uyutmakla geçti. Bir millet ki bütün vücudu durur da yalnız çenesi işler, elbette yaşamaz. Yaşasa da zillet içinde bir yaşam olur. Şunu bilmeli ki milletlerin hayatında tevakkuf, durmak yoktur. Bir millet ne kadar ileri giderse gitsin; ne kadar yükseklere çıkarsa çıksın; olduğu yerde durdu mu mahv olur. Çünkü bütün insaniyet alabildiğine pek uzaklardaki bir noktaya, bir gayeye doğru koşup gidiyor. Beşeriyet coşkun bir sel gibi yükseliş deryasına atılmak için akıyor. Bu selin önünde durulamaz. İşte biz de ya boğulacağız ya o sel ile beraber gideceğiz. Görüyorsunuz ki bütün kavimler, milletler ileriye gidiyor, yalnız biz duruyoruz. Geçmişimizde bu kötü gidişi, felaketi kestirenler, görenler vardı. Söylediler, kulak vermedik, adam sen de! dedik. Her ne ise şimdi," geçen geçmiştir diyelim".

Fakat şu kalan hayatımızı bari kurtaralım. Olan oldu diye ümitsizliğe düşmek, dört ucunu salıvermek akıllı işi değildir.

Zaten Müslümanlıkta ümitsizlik yoktur. "İnayet-i İlahiden meyus olmayınız; sakın ümidinizi kesmeyiniz".  (zümer 53)

"Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz",  ye'is haramdır. Öyle ise bundan sonrası için ne yapmak lazım geliyorsa, onu elbirliğiyle yapalım, işleyelim, çalışalım..."

Akif, Bayezid Kürsüsünde verdiği bu va'zında, kronikleşmiş sosyal ve içtimai yaramıza parmak basıyor; bizi diğer ülkelerden geri bırakan hastalıklarımızı bir bir sıralıyor.

Yaklaşık yüz yıl önce teşhis edilen hastalığımız bugünlerde tekrar nüksettiğini, veyahutta bu yarayı kanatanları tekrar sahnede görüyoruz. Üzülüyoruz.

Ya Rabbi! Bu ne ilaçsız bir hastalıktır ki, aradan asırlar geçmesine rağmen bazı "ebna-i vatan da", entelektüellerimizde ve mürekkep yalamış aydınlarımızda tekrar be tekrar semptomlarını, alametlerini görüyoruz. Bu bazı genetikleri bozuklarda öyle bir hastalıktır ki devası imkânsızdır. Ve görülen odur ki; bunlar, bu (z)illetle yaşayacak ve terk-i vatan edecekler.

Bu zilletle malul olanların, bu aziz topraklarda dikili tek bir ağaçları, eserleri yoktur; bunların ancak çeneleri konuşur; milletin morallerini bozarlar. Bunlar bu topraklarda hayra, fazilete, güzel hizmetlere ve faydalı eserlere, terakkiye medar insani gayret ve çabalara sadece ve sadece engel olmakla vazifelidirler. Tıpkı şeytanlar gibi. Şeytan ceset giyse bunlar olur; bunlar cesetlerini çıkarsalar her biri cinni şeytan olur.  Rabbim bu millete acısın. Bu şeytanlara zehrini akıtacak, fitne-fesat edecek fırsatları vermesin. Rabbim, bunların belalarını yine bunların kendi elleriyle versin.

Not: Hükümete acilen çağrımızdır; Mehmet Akif'in bilhassa va'z ve hutbelerini eğitim kurumlarımızda müfredat olarak okutulmasını sağlamalıdır.