Hava Durumu

Ey iktidar maarifte artık gereğini yap! (2) (Kokuşmuş tiyatroyu  sahneden kaldır)

Yazının Giriş Tarihi: 10.05.2024 07:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.05.2024 22:20

Bazı yazılar eskimez. Eğitim Müfredatı ile ilgili bir kitap dolusu yazı yazdım. Geriye baktığımda, bu hükümet nedenini bilemediğim bir “sağır ve kör oyununu sahneliyor. Çok ustaca rütuşlarla halka yutturuyor. Ve nihayet bugüne kadar getirdi. Yine aynı oyun, aynı sahne mi? demekten kendimi alamıyorum. 

Bak ey hükümet! Hem “fulbreight komisyonu”, hem kültürümüz üzerine oturtulmuş yeni bir müfredat MÜMKÜN DEĞİLDİR. Evvela burada samimiyetini görmek istiyoruz. 20 yıldan beri bunu dillendirip duruyoruz. Eğitim denince, senin aklına; “binalar, sıra-masalar, sınıf başına düşen öğrenci sayısı, öğretmen atamaları, din kültürü öğretmen sayıları, imam hatipler, bilgisayarlar…fiziki yapılar, istatistiki rakamlar geliyor. Bunları kamuoyuna sunuyorsun. Hayır, hayır biz önce şu “Amerikan” boyunduruğundan kurtulmak, akabinde korkmadan-çekinmeden bin yıllık kültürümüzün açıkça “ders kitaplarımızda” yer almasını istiyoruz. Bataklığın kurutulmasını istiyoruz, yoksa “sineklerle” uğraşır dururuz. 

Aşağıdaki yazımı “yine mide bulandıran bir sinek (eski izmir Bel.Bşk) nedeniyle yazmıştım. Bugünlerdeki müfredat ile ilgili çalışmalar nedeniyle yeniden yayımlama ihtiyaçını duydum. Umarım MEB’i gaflet uykusundan uyandırır:

Bilmem başka ülkelerde bizim gibi gazetelere manşet olmak ve siyasi prim elde etmek için kendi “ecdadına” galiz küfürler eden, kelli-felli insanlar var mı?

Ve bu küfürler edildikçe yine belli bir kesimce alkışlanan “politikacılar” var mı?

Ve “eğitim müfredatında” atasına (Osmanlı'ya) düşmanların kullandıkları argümanlarla tezviratta bulunan, tükenmez bir “kin ve intikamla” ağzından salyalarını boşaltan yeryüzünde başka bir millet var mıdır?

Daha da önemlisi; 20 yıldır iktidara hâkim olan, bütün desteğini ve gücünü “muhafazakar/dindar” vatandaşlardan alan bir partinin, müfredattaki bu çarpık zihniyeti görmezden gelmesi ve sanki her şey normalmiş gibi “şeflik döneminin çarpıtılmış hikayelerinin” olduğu gibi yeni nesillere aktarılması, ara sıra muhalefetten gelen “küfür ve saldırılara” da, sadece tribüne yönelik (parsa toplamak için) seslenmesi, tansiyonu yükselterek nemalanmaya çalışması, hakikaten soyolojik olarak incelenmesi gereken bir vak’adır, diye düşünüyorum.

Bugünlerde İzmir Belediye Başkanının çirkin saldırısı ve ecdadımıza olan hakaretleri üzerine kamuoyu cılız bir-iki tepkiden sonra alev gibi parlayıp söndü. Nihayet her zaman olduğu gibi gündem dışına itildi. Yapan yaptığı ile kalıyor, hükümet de tribüne seslenerek birkaç prim topluyor; oysa okullarda cumhuriyete geçişle birlikte uydurulan aynı hikayeler, masallar ise “müfredatta” yerini almaya, beyinler iğdiş edilmeye devam ediyor. Bu vaziyet (milleti dönüştürme ameliyesi), yaklaşık bir asırdır böyle sürüp gidiyor.

Bakınız Eğitimimizde hala “Fulbright Eğitim Komisyonu” hâkim. Türk gençlerine nasıl bir eğitim verileceğini, hangi derslerin, hangi konuların öğretileceğine işte bu “Amerikan menşeli komisyon” karar veriyor.

1946’lı yıllardan itibaren yüce Türk milletini eğiten bu komisyon; dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşuyor ve komisyonun fahri başkanı da “Amerikan büyük elçisi”dir. Komisyonda oyların eşit olması durumunda da kesin oyu misyon şefi Amerikan büyük elçisi verecektir. (bknz: fulbright anlaşması. Eksisözlük.com)

İşte  bu acayip, bu tuhaf duruma, güler misin? Ağlar mısın? Karar senin ey millet!

(Bir taraftan kadim değerlerimizin yeni müfredata serpiştirileceğini ilan edeceksin; diğer taraftan müfredatı, hala Amerikan menşeli “fulbreight komisyonu” ile olan anlaşmanı devam ettireceksin. Ve müfredat yetkisini bu komisyona vereceksin. Bunu akıl ile, iti niyet ile  bağdaştırmak mümkün değil) 
Hakikaten aklımızı yitirmek üzereyiz. Yıllardır bu hususta yazıyor, hükümetin, iktidarın dikkatini çekmeye çalışıyoruz, fakat nafile. Karşımızda aşılmaz keyşer dağlar, duymaz sağır kafalar vardır sanki.

Aman ya Rabbi! Bir millet nasıl olur, böyle topyekün bir akıl tutulmasına tutulur. Bir iktidar düşünün ki, bütün desteğini, gücünü, kuvvetini muhafazakâr, milliyetçi halkından alsın da, yine kendi eliyle muhalefetteki rakiplerine adam/eleman yetiştirsin? Olacak şey mi bu?

Evet, maarifin çarkından geçen her Türk vatandaşı, bir yunan gibi, bir Amerikalı, bir Fransız, bir İngiliz, bir alman gibi Türk tarihini öğreniyor, öğretiliyor. Ve nihayet bu yalan/çirkin hikâyelerle büyüyen Türk genci “ecdadına hain damgasını” övünerek vurabiliyor.

Buradan en büyük sendika olan Memur-Sen’e de sesleniyorum; lütfen bu sorunu artık çözelim. Bu gittikçe bir beka sorununa dönüşüyor. Milletimize vurulan şu, “ müstemleke zincirini” behemehâl koparmak zorundayız. Bu eğitim (müfredat) devam ettikçe, grizu birikimleri gibi, sıkışan gazlar misali her an “dahilde” büyük sıkıntılara, patlamalara, yüksek tansiyonlara sebebiyet verebilir. Haçlı dünyasının ağzını yalayarak büyük bir iştahla beklediklerini unutmayalım.

Hükümete çağrımızdır: Tunç Soyer gibi daha nicelerin olduklarını, ağızlarından salyalar akıtarak ecdadımıza saldırdıklarını, her türlü iftira ve yalan ithamlarla Osmanlı'yı damgaladıkları malumumuzdur. Bunlarla tek tek uğraşıp, her havlayana cevap vermenin çözüm olmadığını sizler de biliyorsunuz.
Artık pısırıklığın, sağır ve körlüğün lüzumu yok. (Şu fulbreight anlaşmasını hemen tek taraflı olarak fesh et) Derhal ve acilen okullarımızda, “özellikle yakın tarihimiz doğru bir şekilde” hiçbir tesir altında kalmadan verilmelidir. Ve bunun yanında bozulan “ahlakımız, yok olan örf ve adetlerimiz, yani kadim değerlerimiz, inancımız” da müfredatta konularak, sağlam, imanlı, inançlı bir Türk nesli yetiştirilmelidir. 

Tüm Müslüman dünyası, böyle bir nesl-i cedidi dört gözle bekliyor.  Zira insanlık âleminin “huzur, refah ve düzeni buna bağlıdır. “Dünya beşten büyüktür”ün bir manası da bu olsa gerektir.”

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.