Dünü bilmeyen bugün sağlam adım atamaz!

Recai Albay 19 Kasım 2021 Cuma, 07:30

"Fuat Paşa; Nis'e giderken Roma'ya uğrayıp Papa ile görüşmüş ve Papa'nın duasını almayı ihmal etmemiş, (bu tavrının Müslüman Türk ümmetinde bir tepkiye yol açabileceği hususunda en ufak bir tereddüt) zamanın tanınmış devlet ricalinden, Tanzimatçı paşaların önde gelenlerinden birisidir.

Bu paşa, Avrupa seyahatini icra ederken o topraklarda ölüyor. Bunun üzerine Nis şehri Patriği, paşanın "katolik ayini" üzere defin edilmesini istiyor. Türkiye sefiri (elçi) buna lüzum olmadığını söylüyorsa da Patrik ısrar ediyor. Nihayet çözüm olarak, meyyitin yatağında usul-u mutadenin (yani Hristiyan ölülere uygulanan rituel/ayin yatağında yapılıyor) icrasıyla iktifa edilmesine patrik müsaade ediyor." (Ziya Paşa: Hürriyet Gazetesi, sayı: 35)

Fuat Paşa'nın şu sözünü de unutmayalım. Bir ecnebi devlet adamına şöyle diyor:

"Bence en kuvvetli devlet Osmanlı Devletidir. Siz dışardan, biz içerden  yıkmağaçaılışıyoruz da yine yıkılmıyor".

Bu Tanzimatçı Paşalar, Devlet içinde nüfuz sahibi olmak için, süfera (Büyük elçiler) nüfuzunu kendilerine puştiban-ı ikbal (mevki elde etme desteği) yolunu tutmuşlardı. Bunların ilham aldıkları "ecnebi sefaret" arasında, ingiltere ve fransa sefaretleri (elçiler) baştaydılar. Reşid Paşa, İngiliz sefirinden, Ali ve Fuat Paşalar da Fransız sefirinden ilham almaktaydılar. (buna ilham değil yönlendirilmek dersek daha doğru ifade etmiş oluruz).

Bu yönlendirilme işi o noktaya varmış idi ki; Fuat Paşa'nın Fransız Elçisine:

" Siz bize süflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerin icrasını bize bırakınız" diyecek kadar aşağılık teslimiyet gösteriyordu.

İşte bu tarz basiretsiz (belki de kötü kasıtlı) politika ile Osmanlı Devleti, bir çok vilayet ve eyaletlerini kaybedince, adeta Hristiyan teb'a arasında azınlık haline düşmüştü. Meşhur Fransız Diplomat/yazar Engelhard'ın (Bkn: Tanzimat ve Türkiye adlı eser) dediği gibi;"Tanzimat, Avrupa Devletlerinin bir başarısı oldu. Çünkü müdahalelerini mahkemelere kadar sokabildiler".

(2021 Türkiyesinde de Türk Mahkemelerine ve yargısına benzer müdahalelerine şahit olduk. Ne yazık ki o zamanki Reşid, Ali, Fuat Paşaların yerini alan ve o kötü geni taşıyan Türk politikacılara bu dönemde de şahit olduk.)

O zaman bu cüreti ve cesareti Tanzimatçı Paşalardan alan ecnebi sefirler; bugün aynı cüreti ve cesareti, aynı genetiği taşıyan "malum politikacılardan ve muhalefetten" almakla kalmıyorlar, hatta doğrudan doğruya müdahale için teşvik ediliyorlar. Türk basınını taradığınızda bunun onlarca örneğini görmek mümkün.

Ne yazık ki, muhalefet adı altında, -Türk kamuoyuna pompalanan özellikle dış politikayı kastediyorum- bu müstemlekeci tavır, halkın belli bir kesimini etkilemiş ve hipnotize edilmiş gibi; ecnebi devletlerin menfaatleri ile aynı kulvarda olmalarını netice vermiştir.

Bu noktada benim hükümete teklifim; yakında toplanacak MEB EĞİTİM ŞURASI'nda, bilhassa yakın tarih ile ilgili müfredat değişikliği kararının alınması ve kendi tarihi gerçeklerini muhtevi Tarih Dersinin hemen, acilen okullarda tedris edilmesini gerçekleştirmektir. Yoksa müstemlekecilik zihniyeti bu topraklarda bitmez ve bitmeyecektir.Evet, ta 1856 'dan beri içimizde yeşeren, kök salmış bir zihniyetten, aradan 165 yıl geçmesine rağmen, bahsediyoruz. Bu müstemlekeci zihniyetin, ülkenin idarî yapısını nasıl "kanser" gibi sardığını ve bu hastalığın bir virüs gibi nesilden nesile geçtiği inkar edilmez bir hakikat.

Teklif ve Temennim; hükümet ve bilhassa eğitim üzerinde etkin sendikalar bunun hayati önemini kavrar ve ona göre adım atarlar.