Aslı hu neslı hu!

Recai Albay 24 Temmuz 2020 Cuma, 07:30

Zaza'ca da bilhassa birisinin yanlışına hatasına kızıldığında ifade edilen bir deyim vardır:

" Aslı hu, neslı hu!"

Yani kişi eninde sonunda genetiğindeki yazılı olan "fıtratını" ortaya kor. Muhakkak ki, genetiğinden, fıtratından bir hareket, tavır, davranış, fiil, oluş..vs. sadır olur.

Ülkemizde cereyan eden son olaylar ve kahramanlar, ister lehte olsun isterse aleyhte olsun, bana bu  "zaza atasözü"nü hatırlatıyor. Biliyorsunuz atasözleri kanun gibi keskin, geçerli ve mücerrebtir.

Şu Ayasofya tartışmalarında, lehte ve aleyhte yer alanları biraz da bu minvalden değerlendirmeliyiz. Harici düşmandan daha fazla "kin ve husumet" sahibi insanlarımızın olduğunu acıacı müşahede ediyoruz. Ve bize tarihte bir Osmanlı Paşasının, yabancı devlet ricaline söylediği şu meşhur sözü hatırlatmıyormu:

"Dünyanın en güçlü devleti Osmanlı Devletidir, zira siz dışarda biz de içerde yıkmaya çalışıyoruz, lakin hala dimdik ayakta".

İşte bu münasebetle bu ülkenin ne kadar çok "hainlere, nankörlere, düşmanlara" sahip olduğu bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Elbette bunun birçok sebebi vardır ve biz şimdilik bu sebepleri başka bir makalemize bırakıp, konumuza dönelim.

TÜRK EĞİTİMİ!

Bu köşemizde ısrarla TÜRK EĞİTİMİ üzerinde düşüncelerimizi hükümete duyurmaya çalıştık ve sonuç alıncaya kadar da çalışacağız. Çünkü Türk milletine en büyük şamarı ve ihaneti yapanların yazdığı "bir tarih, bir bilinç"verilmeye devam ediyor. İyiyi ve kötüyü düşmanların belirlediği bir şuur zihinlere enjekte ediliyor. Bir kültür asimilasyonu, bir kültür soykırımı eğitim kurumları eliyle gençlerimize pompalanıyor. Ve maalesef gençlerimiz kökeninden kopuk, örfüne, kültürüne yabancı, ecnebi sevgisi ve hayranlığı ile yetişiyor. Bu da geleceğimizin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğu, fırsatı bulduklarında bu ülkenin tekrar batı müstemlekesine döneceğinin tehlikesi ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

İşte bu nedenledir; feryad u figanımız, bağırıp çağırmamız.

Acilen asla rücu etmeli, kendi tarihimiz ve değerlerimize dönmeliyiz. Hakikaten bu bir beka meselesidir.

Bir belgeselde görmüştüm: Bir kuşun kafasına küçücük kurtlar, parazitler giriyor ve orada üreyip çoğalıyorlar. Sonunda beynini ele geçirip istediği gibi yönlendirip yönetiyorlar.

Şimdi ülkemiz, bu kurtlardan kurtulma azmi ve mücadelesi içinde oldukça, içte ve dışta attığı bağımsız adımlarla, icraatlar la bunu ortaya koydukça; haçlı dünyasının ve içerdeki tapıcılarının çıkardıkları gailelerden ve attıkları savaş naralarından ve çılgınca, şuursuzca tavır ve davranışlarından "yeni stratejinin önemi ve doğruluğu" anlaşılıyor değil mi?

İşte moral değerlerimize, tarihimize ve kültürümüze, genetik yapımıza, aslımıza rücu edelim derken, bu beyne giren kurtlardan, man kurtlardan kurtulmayı kastediyoruz.

Eninde sonunda buda olacak. İlk ışığı Ayasofya'da yaktık. Diğer adımlar peşinden gelecek inşallah.