Bildiğimizi sever sevdiğimizi dinleriz

Psk.Elif Özdemir 30 Temmuz 2020 Perşembe, 06:30

"Bildiğimiz şeyleri daha çok severiz." der Zajonc.

Ve bu durumu kanıtlamak için bir öneride bulunur Mita, Dermer ve Knigt... Derler ki:

"Yüzünüzü gösteren eski bir fotoğrafın negatifini alın ve bir çift bastırın. -bir tanesi göründüğünüz gibi bir tanesi de tersten (böylece yüzünüzün sol ve sağ tarafı değişmiş olacak). Yüzünüzün hangi halini daha çok sevdiğinize karar verin ve yakın bir arkadaşınızdan da karar vermesini isteyin. Arkadaşınız asıl fotoğrafı beğenirken siz tersten olan fotoğrafı beğeneceksiniz. Neden? Çünkü her ikiniz de daha iyi bildiğiniz yüzü seçecek -arkadaşınız her zaman gördüğü yüzü, siz ise aynada her gün gördüğünüz yüzünüzü."

Bu yazımız, bir önceki yazımızın devamı niteliğini taşıyacak. Hani demiştik ya:
Evlatlarımızın gideceği okulu ebeveyni olarak biz seçeriz.

Okuyacağı kitabı biz seçeriz.

İzleyeceği çizgi filmleri biz seçeriz.

Evlatlarımızın hayatına dokunma gücüne sahip her ne varsa önce biz bir süzgeçten geçiririz ve geçirmeliyiz. İşte bunun nedeni tam da yukarıda bahsedilen konu: Tanıdıklık oluşturma. Tanıdığımız, bildiğimiz şeyleri daha çok severiz. Cialdini'nin de dediği gibi "Bir şeye karşı tutumumuz, o şeyle geçmişte kaç kere karşılaşmış olduğumuzdan etkilenir."

Şahit ettiklerimizle büyütüyoruz evlatlarımızı. Şahit ettiklerimizle, gördükleriyle - duyduklarıyla şekilleniyor zihinleri. Peki, bizler ebeveynleri olarak mahallede, sokakta, apartmanda, televizyonda, evde, okulda, tatil yerinde, gittiğimiz sinemada, tiyatroda nelere şahit ediyoruz onları? Üzerlerinde görmek istediğimiz değerlerle, düşünme tarzlarıyla şahit ettiğimiz değerler, düşünüşler, davranışlar birbirine uyumlu mu gerçekten? Görmediği, bilmediği, tanımadığı, duymadığı değerleri, düşünceleri, davranışları nasıl sever bir çocuk? Bilmediği için sevmediği, sevemediği şeyleri nasıl uygular peki?Aynı soruları kendimiz için sormak da elzem elbette.

Bir deneyde birkaç insanın yüzü hızlı bir şekilden ekrandan geçiyor. Fakat bazı yüzler daha sık gösteriliyor (diyelim ki Ayşe'ye ait yüz 3 kere gösterilirken Aslı'ya ait yüz 10 kere gösteriliyor). Seçilen yüzler o kadar hızlı geçiyor ki ekranı izleyen denekler sonrasında bu yüzleri hatırlamıyorlar bile. İlginç bir sonuç çıkıyor ortaya konumuzu desteleyen. Kimin yüzünü daha çok görmüşse denekler o yüzü daha çok seviyorlar. Ve sık gösterilen kişilerin fikirlerinden daha kolay etkileniyorlar.

Kendi hayatımızı, evlatlarımızın hayatını düşündüğümüzde bu durum hem çok korkunç hem de hedefe giden yolda kullanılabilecek kolay bir teknik.

O yüzden evlatlarımızın hayatına olumlu manada dokunmak istiyorsak eğer çevremizi, gördüklerimizi, duyduklarımızı, yaşadığımız ortamı düzenlemek ve ilk olarak da kendimizi onarmak zorundayız.