Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Hayaller, ütopya derken sırada gerçekler...

Yazının Giriş Tarihi: 09.05.2026 07:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.05.2026 13:17

Düşünüyorum da düşe kalka da olsa, çarpa çarpa eksile eksile de olsa hatta kendi paramızla rezil ola ola, milletin kapılarında boş yere bekleye bekleye de olsa iyi ilerledik, helal bize...

Ben bu günleri hayal dahi etmedim mesela hiç. Galiba hep imkansız gelmişti, o kadar güvenim inancım beklentim yoktu galiba. Olmaz diyordum içten içe, keşke olsa ama olmaz, başarabilir miyiz diye bile düşünmemişim hiç.

Bazı şeyleri imkansız diye kodlamışım, hayalime bile alamamışım korkudan. Hayalimde bile olduramam diye galiba.

Gerçekten imkansızdı bazı şeyler bizim için ama tamamen haksız da sayılmazdım bu konuda. Çok, çok fazla geride idik, bizim çok önümüzdeydiler... Yetişmek hatta geçmek nasıl mümkün olsundu ki.

Ama şükürler olsun ki bu gözler yetişmeyi geçtik hatta bir tık üstüne bile çıkabilmeyi de gördü. Çıktık be! Yaptık be! Ne gurur ama...

Hayalini kurmaya korktuğumuz şeyleri rüya gerçek arası yaşıyoruz son günlerde. Bundan dolayıdır ki bir sarhoşluk var hepimizin üzerinde, bir sersemlik hakim. Daha tam algılama evresine alamadık kendimizi.

Ama izliyoruz son derece bir merakla, içten gelen bir kabarmayla bir gururla izliyoruz...

Ve izlerken geçmişe de gidiyoruz geliyoruz. Neler gördü bu millet be. Her darbeye tecrübeli çünkü bugünlere hep darbe ala ala geldi ve artık buna alışkın, vücudu tıpkı emekli bir boksör misali tanıdık yaralara. Ne yumruklar ne çelmeler yedi, ne çok kırıldı kemikleri, öyle zamanlar oldu ki acıdan ağlayamadı bile. Biz canımız burnumuzda bile ağlamamayı öğrendik. Çünkü alışkındık acılara. Bu millet sevinçlere başarılara yabancı. Bunca zaman acılarla başa çıkmanın yollarını ezberledi sadece çünkü. Bunca yokluktan varlığa doğru bu gidiş bizim için çok acayip bir rüya gibi.

Sanki rüyadayız gibi ama bir yandan da gerçekten rüyadır diye de ödümüz kopuyor. Çünkü bu duyguyu özlemişiz. Derinlerde bir yerde bu duygu da tanıdık, ama çok cılız, çok topraklar atılmış üstüne. Ama hissediyoruz...

Taaa derinlerden gelen bir his...

İnsanın içi böyle kabarır mıymış, coşar mıymış, adını koyamadığımız anlamlandıramadığımız ama bildiğimiz bir duyguya geçiş yaptık... Uzun zaman olmuştu, Asır geçti üzerinden dile kolay. Konusunu bile açamadık korkumuza, 30 - 40 sene evvel Erbakan Hoca anlatırken masal dinler gibi dinledik, o kadar imkansızdı ki anlattıkları, bunları nasıl anlatabilir, üstüne bir de söylediklerine nasıl inanabilir diye dalgaya bile vurduk adamı, mecnun, hayalperest ilan ettik.

O hayaller o günlerde meğer toprağa ekilmeye başlanmış bile biz dalga geçerken. Birileri bunlara hakikaten inanmış biz gülerken.

İyi ki de inanmış...

Bak öyle nutkumuz tutuk ki, bazıları yermeyi bile unuttu o kadar şok olduk. Nevşin Hanım (!) (dilim varmıyor hanım demeye ama demek zorundayım sanırım, ‘hanım’ kelimesinin içini boşaltıyorum gibi geliyor her defasında) eleştirecek yer, nokta bulamadı da Atatürk imzasına takıldı saçma sapan. Neden bir balistik füzeye imzası atılmış (!) falan, çok ironiymiş...

Hey millet! Balistik füzemiz var be! Adı bile azametli, YILDIRIMHAN...

Hem de kıtalar arası...

Hem de bu zamana kadar gizli tutulmuş, hem de adı üzerinde hakikaten bomba etkisi yaptı, sadece bize de değil üstelik tüm dünyaya. Şuan dünya basını da dahil 2 gündür ciddi ciddi bunu konuşuyor. İsrail ciddi bir şekilde alarma geçme ihtiyacı hissetti.

Rüya, hayal gibi veya Erbakan’ın anlattığı o hayal etmesi güç ütopik Türkiye gibi değil mi? Ama gerçek... Çok şükür.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.