Fark ettiniz mi? İç siyasetimiz asla bakılacak gibi değil. Bazen diyorum bir hareketlilik var ama pek de ilgilenmiyorum, arada diyorum kontrol edeyim, aman Allah’ım Brezilya dizisi gibi mübarek, kimin eli kimin cebinde belli değil.
Pembe dizi çekiyorlar sanırsın, içerisinde siyaset olanından. Rezillikler silsilesi, insanın midesini bulandıracak ne varsa hepsi mevcut olayların içinde, günah çukuru gibi bir şey. Sanki yarışa girmişler birbirleriyle en fazla hangimiz daha fazla çirkinleşebilir diye sanırım bilemiyorum. Ben başka bir açıklama bulamıyorum bunlara.
Her defasında bakmaz olaydım diyorum baktığıma bin pişman oluyorum.
Dış gündem yeterince can sıkıcı iken zaten, bu konuda gizli de olsa birinci muhatap biz iken, onca karmaşanın göbeğinde Ali Cengiz oyunları ile dans eder gibi oynamak zorunda iken bir de bunların zamparalıkları, devlet işlerini her türlü kirli emellerine alet etmelerini izliyoruz resmen.
Sabır denemesi gibi bir şey sanırım bu süreç halkımız için. Bu kadarı da olmaz artık diye diye kanıksadık da artık işin kötüsü. Çünkü ardı arkası kesilesi yok.
Biri de çıkıp "Ya bunca olaydan ders çıkarayım, yedim bir naneler zamanında ama artık bir durayım benim de başıma gelebilir bunların başına gelen" demiyor mübarek.
Herkes kendini Kaf Dağı’nda dokunulmaz ilan etmiş, istediğini yapabilme hakkını kendinde görmüş, bir hallere edalara bürünmüş, ahkam kesmeye alışmış, garip bir ütopyanın içinde yıllarca at sürmüşler.
Olan bitenin hiçbir şeyinden de memnun değiller üstelik. Tahliyeler oluyor, Allah’ım neden benim kocam önce tahliye olmamış diye parmak sallaya sallaya tehditler savuruyor kadın. Kime? Devlete...
Sonra çıkıyorlar birde utanmadan bas bas bağırıyorlar hep bizi hep bizi sorguluyorsunuz siz yemeye devam diye. Sonra da insanlar ikileme düşüyor acaba öyle mi hakikaten diye. Eğer öyleyse buradaki sıkıntıdan daha büyük sıkıntı vardır ortada çünkü. Birbirini kayırmak ne demek yani. Sonra öyle çok bağırıyorlar ki araştırmaya gerek duymadan inanası geliyor insanın. Daha da karamsarlığa düşüyor insan, bu çukurdan çıkılmaz diye.
Sonra ansızın önüne düşüveriyor bazı haberler. Aaa hiç de öyle değilmiş meğerse. Kim hakkettiyse, kim devleti uyutmaya kalkıştıysa, insanların rızkıyla oynadıysa acımadan, senden benden demeden, kayırma olmadan gereken yapılıyormuş.
Eee neden sessizlik var o zaman? Karşı taraf bas bas bağırıyor, kendilerini paralıyorlar, bu taraf niye sessiz madem bunlarda yırtsınlar bir taraflarını. Haklı olanın daha çok sesi çıkması gerekmez mi? Gerekmez...
Bu dünyada işler öyle işlemez, bu alemde ne kadar suçluysan o kadar gür çıkar sesin, o kadar keskin bağırırsın, yakar yıkarsın...
İstersin ki sesim her şeyi bastırsın ki daha fazlasına şahit olunmasın. Bu ülke böyle örnekleri yüzlerce kez yaşadı.
Zamanında 28 Şubat döneminde bir neslin hayatı kaydı da kimsenin absürt bir hareketini göremediler. Yakılan, yıkılan ne bir dükkan ne bir araba oldu. Koskoca bir nesil heba oldu da kimsenin ağzından ufacık bile bir çirkin söz çıkmadı.
Fatih Altaylı bile bunun itirafını yıllar sonra takdir eden sözlerle yaptı. Açın izleyin kanalından.
Peki, bu fark neden?
Edep azizim edep...