Öz eleştiri

Murat Düzgün 23 Temmuz 2020 Perşembe, 07:30

Yazımı bu başlıkla isimlendirmemin nedeni kendim için yaptığım bir damıtma ve süzgeçten geçirme düşünsel aktivitesinden ziyade; siyasi düşünceleri, cihanşümul dünya hakimiyeti için ideal Türkiye ve dünya görüşüne taraf olduğum siyasi lider ve O'nun önderliğindeki kurumsal siyasi organ hakkında hakkaniyetli ve realist perspektifte değerlendirme yapıp bundan sonraki süreçler hakkında yapılması gerekenlerle ilgili önerilerde bulunmak.

Yukarıda bahsi geçen siyasi oluşum ve lider Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve AK Parti'dir. Sayın Erdoğan'ın iktidara ilk geldiğinde askeri, ekonomik, yargısal ve bürokratik vesayetin kıskacı ve hegemonyası altında inleyen bir ülke ile yüz yüze kaldığı hiç kimse tarafından reddedilemeyecek bir realite.

Siyasi zekası, feraseti, basireti, iradi cesameti, Türk milletinin desteği ve en nihayetinde Allah'ın yardımıyla bu siyasi ve toplumsal mühendislik proje bileşenlerini Türkiye'nin suni kaderinden by-pass etmeyi büyük ölçüde başardı.

Devletin asli görevleri olan sağlık, ekonomi, eğitim, ulaşım, güvenlik, sosyal devlet ve savunma alanlarında adeta ülkeye statü atlattı. Yıllarca kamuoyu yoklamalarında halledilmesi gereken sorunlar listesinde ilk sırayı alan terör belasını minimize ederek kontrol altına aldı. Adeta FETÖ'nün ameliyathanesine dönüşen yargı kurumu, atlattığı bunca badireye rağmen toparlanma yolunda ciddi bir mesafe kaydetti. Bahsi geçen başarı grafiğinin baş mimarı hiç şüphesiz Sayın Erdoğan'dır.

Ancak!

Ülke kaynaklarının halledilmesi gereken sorunlara yerinde ve zamanında aktarılmasıyla elde edilen başarının başka bir hamleyle taçlandırılması gerekiyor. Güçlü ama yerli ve milli bir özel sektör oluşturmak bugüne kadar ıskalanan konuların başında gelmektedir. Her ne kadar kamu ihaleleriyle desteklenip kredi ve hibe sistemiyle süspanse edilerek deneyim ve ekonomik büyüme hedeflense de doğru yöntemler uygulanmadığı için istenilen başarı henüz sağlanamadı.

Yapılması gereken:

Artık altyapı ve yukarıdaki sorunların büyük ölçüde halledilmesiyle elde birikecek kaynakların üretim amaçlı, sürekliliği olan, kendini yenileyebilen, kurumsal yapısı içinde denetleme ve şeffaflık çarkları çalışır tüketim malları da ülkenin dışa bağımlılığını azaltan, döviz çıkışını azaltıp döviz girdisini artıran, reel ekonominin olmazsa olmazı somut üretim yatırımlarına aktarılma vakti gelmiş hatta biraz geç kalınmıştır.

 Devlet fabrikamı kurar diyen liberallerin sesini duyar gibiyim.

Fakat bozkır kültürü menşeili Türk milletinde, bir Batı Avrasyalı gibi denizaşırı ticaret kadim geçmişinde bulundurmamaktadır. Yeni yeni içselleştirilen uluslararası ticaret, devlet desteğiyle büyütülüp hızlıca kültürümüze geniş yelpazede alınabilinir.

Öncelikle ihtiyaç duyulan sektörler belirlenmeli, devletle milletin sermayesi birleştirilerek kurulan sanayi tesislerinin ürettiği mallara koruma politikaları ekseninde ebeveynlik yapılarak kurumlar dünyadaki rakipleriyle baş edebilir hale geldiğinde devletin hisseleri millete devredilmelidir.

 Böylece parçalı sermaye birleştirilip güçlü bir yapı oluşturulur sanayi kuruluşunun büyüme sürecinde de yeni işadamları yetiştirmiş olunur. Bu işler sadece maddi destek verilerek çözülmez. Devletin ilk başlarda ortak olup mihmandarlık yapması lazım.

 Artık zaman yol, köprü ve hastaneden ziyade yüksek teknolojili dev sanayi kuruluşları olan fabrikaların açılışını yapma zamanıdır.