Türküye tutunmak

Hüseyin Eren 07 Kasım 2017 Salı, 07:09

Bir türkü tütüyor içimde; uzaklardan yakınlara, yakınlardan uzaklara yankılanarak...

"Uzun ince bir yoldayım

gidiyorum gündüz gece

bilmiyorum ne haldeyim

gidiyorum gündüz gece"

Ne kadar net, ne kadar yalın ifadeler... Şırıl şırıl akan saf, berrak Anadolu suyu... Bu toprağın sesi... Sözün gönül gözeneklerinden dökülüşü... Üzülenlere, kırılganlıklar yaşayanlara rahatlatan bir nefes...

İnsan doğduğundan ölümüne kadar yolcu, bu yolculuk ne gecede duruyor, ne de uykuda... Zira dünya durmuyor gidiyor, insan da yolcu... Kâh gülüyor, kâh ağlıyor... Kâh düşüyor, kah kalkıyor... Kâh seviniyor, kâh üzülüyor... Kâh elem duyuyor, kâh lezzet... Kâh genişlik içinde, kâh darlık; Bir garip haller içinde bu handan gelip geçiyor... Halini bilmek ve anlamak mümkün mü? Bilinmez gizemliklerle dolu bir âlem, insan...

Kalbi, kâinatın kara kutusu... Kutunun anahtarını bulan her hali çözecek... Nerededir o anahtar? Kaf dağının ardında mı saklı, Zümrüt-ü Anka kuşu getirebilir mi onu? Yoksa bir aşıkın sazının telleri arasında mı? Bilebilen ve bulabilene aşk olsun...

"Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim dostum kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum"

Gerçeğin aşkla buluşması... Vefasızlığa vefakâr bir cevap... Aşkın anlaşılmazlığına açıklayan nağmeler...

Âşık Veysel... Yolu yordamı, geceyi gündüzü, dostluğu, gönül gözüyle gören; ışığı ışıksızlıkta bulan aydınlık adam... Bu coğrafyayı sevgi ile sulayan, aşkla bezeyen bir bezirgân...   

Hayattan alınmış hayata akan, sade olduğu kadar derin, derin olduğu kadar sade dizeler...

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gâh ağlayan gâhî güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece"

İçim daralmış sızlıyorken, ülkem hiç yere gerginliklerle hırpalanıyorken, dünya kirli ve kanlı savaşlarla bulanıyorken bir gönül adamının türkülerinde teselli aradım... Gönlüm güzelliklere göçmek istedi; yayla yürekli Anadolu insanının yüreğine misafir oldum; hoş gördüm, hoş oldum... Uzun ince yolda yürüdüm dertleri geride bırakarak, umutları ileriye taşıyarak... Dertleri dağıttım tatlı nağmelerle, derin anlamlarla...

Türkü içimi titretti; Sevgiye sarıldım, umuda tutundum, düşünceye daldım; Anladım ki Anadolu yüreği menzilimiz, vatanımız... Sevgisizlik, seviyesizlik, düşüncesizlik çölünü terk edip; sevgi ovalarına, şefkat yaylalarına, düşünce dağlarına sahip o vatana gitmeliyim diye düşündüm ve ben taşınıyorum.